Oruçlu kimsenin bıyık yağlamasının ve sürme çekmesinin hükmü nedir? Oruçlunun misk, gül ve emsalini koklamasının hükmü nedir?

SORU: Oruçlu kimsenin bıyık yağlamasının ve sürme çekmesinin hükmü nedir? Oruçlunun misk, gül ve emsalini koklamasının hükmü nedir? Güzelleşmek ile süslenmek arasında ne fark vardır, bunların manası ve hükmü nedir? Sünnet maksadıyla bir iş yapılır ve bunun zımnında süslenme hâsıl olursa nasıl davranılır? Güzel elbise giymenin hükmü ve şartı nedir? Güzel elbise giydikten sonra kibirlenilmediğinin alameti nedir? Sakalı uzatmanın hükmü nedir? Ne kadar uzatılmalıdır? Sakalda sünnet miktarı ne kadardır? Sakalın bir tutamdan fazlasını kesmenin hükmü nedir? Sakalın yanlarından almanın hükmü nedir? Kaş yolma, yüzün kıllarını alma ve boğazın kıllarını tıraş etmenin hükmü nedir? Sakalı bir tutamdan daha az olarak bırakmanın hükmü nedir? Sakalı tamamen kesmenin hükmü nedir?

CEVAP:

Oruçlu kimse süslenmeyi kastetmezse, bıyık yağlaması ve sürme çekmesi mekruh değildir.

el-İmdâd’da beyan edildiğine göre “bıyık yağlamanın ve sürme çekmenin mekruh olmamasından” şu çıkar; “tütün/sigara gibi bitişik bir cevher olmayan misk, gül ve emsalini koklamak oruçluya mekruh değildir. Çünkü Ulema, sürme çekmenin hiçbir surette mekruh olmadığını söylemişlerdir ki, bu, kokulusunu da (kokusuz olan) diğerlerini de kapsamaktadır, (oruçluyken sürme çekmenin mekruh olmamasını, çekilen sürmenin) bir nevine tahsis etmemişlerdir. Bıyığı yağlamak da böyledir.”

Bilmiş ol ki, güzelleşmeyi istemekle, süslenmeyi istemek arasında telâzüm yoktur (yani birinin bulunması diğerinin bulunmasını gerektirmez). Güzelleşmeyi istemek; kusuru gidermek, vakarlı olmak, övünmek için değil de şükür için nimeti izhar etmek maksadı ve (niyetiyle yapılandır). Bu, nefsin edep ve âlicenaplılığının/kibarlılığının eseridir. Süslenmek ise nefsin zayıflığının eseridir. Ulema şöyle demişlerdir: “Kınalanma sünnette varid olmuştur, fakat (bu kınalanma) süslenmek maksadı ile değildir. Kınalandıktan sonra süs meydana gelirse, bu matlup bir iş (sünneti yapma kastı) zımnında meydana gelmiştir ki, binaenaleyh (meydana gelen bu süse) iltifat edip ehemmiyet göstermedikçe kendisine zararı olmaz.” Bundan dolayıdır ki el-Velvalciyye sahibi şöyle demiştir: “Güzel elbise giymek, büyüklenmemek/kibirlenmemek şartı ile mübahtır. Zira büyüklenmek/kibirlenmek haramdır.” Bu (sözün) açıklaması; “güzel elbiseyi giydikten sonra, giymezden önceki gibi olmalıdır” (el-Bahır’da böyle denilmiştir).

Sünnet miktarı olursa, sakalı yağlayarak uzatmak da mekruh değildir. Sünnet miktarı, bir tutamdır/bir kabzadır (kapalı elin alabildiği miktardır). en-Nihâye sahibinin açıkladığına göre, sakalın bir tutamdan fazlasını kesmek vaciptir. en-Nihaye sahibi şöyle demiştir: “Bundan (bir kabzadan) geri kalanı kesmek vaciptir (zira) Rasûlullah (s.a.v)’den rivayet olunmuştur ki, “O, sakalının ucundan/uzunluğundan ve yanı başından/eninden alırdı.” Bunu Tirmîzî Câmii’nde rivayet etmiştir.” Bu sözün bir misli de el-Mirâc’ta olup bunu el-Fetih sahibi de nakletmiş ve tasdikte bulunmuştur. en-Nehir sahibi (en-Nihâye’nin bu ibaresi hakkında) şöyle demiştir: “Bazı kıymetli büyüklerden işittiğime göre en-Nihâye’nin ibaresi (“yecibu kat’uhû” “fazlasını kesmek vaciptir” kelimesindeki “cîm” harfi noktasız “hâ” harfidir yani mana) “bundan geri kalanı kesmeyi severdi” şeklinde imiş. Bunda bir beis yoktur.” Ancak Şeyh İsmail, “lakin bu zâhirin hilâfınadır” demiştir.

(en-Nihâye sahibinin, bir kabzadan geri kalanı kesmek vaciptir) sözünün muktezası, (bir tutamdan fazlasını) kesmemenin günah olmasıdır. Ancak (en-Nihâye sahibinin kavlindeki) “vücup” (sözü) “sübut” manasına yorumlanırsa/hamlolunursa (o takdirde günahı iktiza etmez), ki bunu şu da teyit etmektedir: en-Nihâye sahibinin getirdiği delil, vücuba delâlet etmemektedir. Çünkü el-Bahır ve diğer kitaplarda açıklandığına göre “(ennehû kâne…) şöyle yapardı” ifadesi (bu fiil için) tekrar ve devam iktiza etmez. Onun için ez-Zeylâî “vaciptir” sözünü çıkararak sadece, “fazlasını keser” demiştir. Şeyh İsmail Şerhinde, “sakalını avucuna almakta bir beis yoktur. Bir tutamdan fazla gelirse onu keser” demiştir ki, el-Münye’de de böyledir. el-Mübteğâ’da “bu sünnettir” (denilmiştir).

el-Müctebâ, Yenâbî’ ve diğer kitaplarda şöyle denilmektedir: “Sakal uzadığı vakit etrafından/yanından almakta bir beis yoktur. Beyaz kılları yolmada da bir beis yoktur ancak süslenmek için yolunursa (o zaman mekruh olur). Kadınlaşmış erkeklere benzememek şartı ile kaşlarından ve yüzünün kıllarından almakta da beis yoktur. Boğazın kılları tıraş edilmez, ancak Ebû Yusuf’tan bir rivayete göre bunda bir beis yoktur.”

Bazı Mağriplilerle/Faslılarla, kadınlaşmış erkeklerin yaptığı gibi bir tutamdan az olan sakalı kısaltmaya gelince; bunu kimse mübah görmemiştir.

Sakalı kazımak/tamamını kesmek ise Hint Yahudileri ile Acem Mecûsilerinin işidir.

el-Fetih sahibi yukarıda zikredilenle Sahîhayn (Buhârî ve Müslim)’de İbn-i Ömer (r.a.)’den rivayet olunan “bıyıkları tıraş edin/iyice kısaltın, sakalları çoğaltın/bırakın” hadisinin aralarını bu (hükümle) bulmuştur. el-Fetih sahibi şöyle demiştir:Hadisin râvisi olan İbn-i Ömer’in, (sakalından) bir kabzadan/tutamdan fazlasını aldığı sahih rivayetle nakledilmiştir. Bu, neshe hamledilmezse -ki râvi rivayet ettiği hadisin zıddı ile amel ettiğinde kaidemiz budur (yani râvi rivayet ettiği hadisin zıddı ile amel ettiğinde rivayet ettiği hadisin nesholunduğuna hükmolunur) ki hâlbuki başka râviden ve Rasûlullah (s.a.v)’den de rivayet olunmuştur,- “çoğaltmak/bırakmak” kelimesi sakalın çoğunu almamak veya Acem Mecûsilerinin yaptıkları gibi hepsini tıraş etmemek manasına yorumlanır/hamlolunur. Bunu Müslim’in Ebû Hureyre (r.a)’den rivayet ettiği, “bıyıkları kırpın/kesin, sakalları çoğaltın/bırakın, Mecûsilere muhalefet edin” hadisi teyit eder. Bu son cümle ta’lîl/illet yerindedir. (İbn-i Âbidîn, Oruç Bahsi)

Bu yazı yorumlara kapalı.