Oruçlu kimse yutmadan bir şey tadarsa hükmü ne olur? Oruçlu kimse yutmadan bir şey çiğnerse hükmü ne olur? Oruçlu kimse bir şey satın alırken satın alacağı yiyeceğin tadına bakarsa hükmü ne olur? Oruçlunun satın alırken özrü yokken bir şey tatmasının ve özrü yokken bir şey çiğnemesinin tenzihen mekruh olması hususu farz ve nafile oruç için aynı mıdır?

SORU: Oruçlu kimse yutmadan bir şey tadarsa hükmü ne olur? Oruçlu kimse yutmadan bir şey çiğnerse hükmü ne olur? Oruçlu kimse bir şey satın alırken satın alacağı yiyeceğin tadına bakarsa hükmü ne olur? Oruçlunun satın alırken özrü yokken bir şey tatmasının ve özrü yokken bir şey çiğnemesinin tenzihen mekruh olması hususu farz ve nafile oruç için aynı mıdır?

CEVAP:

(Musannıf bu kısımda oruçluya mekruh olan şeyleri açıklamaya başlamıştır.)

Oruçlunun özrü yokken bir şey tatması (tenzihen) mekruhtur. Meselâ kadının kocası veya sahibi kötü huylu olur da, ondan korktuğu için tadarsa (bu bir özür olup kerahet ortadan kalkar).

Keza oruçlunun özrü yokken (bir şey) çiğnemesi (tenzihen) mekruhtur. (Meselâ); kadının çocuğuna yemek çiğneyecek hayızlı veya nifaslı (veya bunlara benzer) oruçsuz birini bulamaması, (aynı şekilde çiğnemeye ihtiyaç kalmadan yutulabilecek) pişmiş yemek bulamaması (bu durumda bir özür olup kerahet ortadan kalkar). “Özrü yokken” tabiri her ikisinin (tatma ve çiğneme hususlarının) kaydıdır/şartıdır (yani özür yok iken bu fiiller yapılmışsa mekruhtur aksi takdirde mekruh değildir).

Satın alırken bir şeyi tatmanın mekruh olup olmadığı hususunda iki kavil vardır. en-Nehir sahibi bunların arasını bularak şöyle demiştir: Mekruhtur diyen kavil, “eğer (gerek oruç tutmak üzerine farz olmayan birisine tattırmak ve gerekse tadına bakmadan alabileceği bir yiyecek alma) imkânı bulur (ve buna rağmen yine de tadarsa, ister aldanmaktan korksun ister korkmasın) mekruh olur” (demektedir). Mekruh değildir diyen kavil, “eğer (gerek oruç tutmak üzerine farz olmayan birisine tattırmak ve gerekse tadına bakmadan alabileceği bir yiyecek alma) imkânı bulamaz ve aldanacağından da korkarsa o takdirde tatması mekruh olmaz” (demektedir ki bu kavilden şu hüküm de çıkmaktadır,) “eğer satın almama imkânı bulamaz (ancak) aldanacağından korkmazsa o zaman tatması mekruh olur.”

(Oruçlunun satın alırken özrü yokken bir şeyi tatmasının ve özrü yokken bir şey çiğnemesinin tenzihen mekruh olması) farz oruçtadır, nafilede değildir. Ulema böyle demişlerdir. Nafile oruçta özürden dolayı orucu bozmak ittifakla mübahtır. İmam Hasan’la Ebû Yusuf’un rivayetlerine göre özürsüz bozmak da mübahtır. Şu halde (bu rivayete göre nafile orucu özürsüz olarak bozmak mekruh değilse, satın alacağı şeyi) tatmak evleviyetle/öncelikli olarak mekruh olmaz. Çünkü (bir şeyi tatmak) iftar etmek/orucu bozmak değildir, (bir şeyi tatmak) sadece iftar olabilme/orucu bozabilme ihtimaline haizdir.

Ama (mekruhluğun farzda olup nafilede olmaması) söz götürür, şundan dolayı ki; çünkü mezhebe göre özürsüz nafile orucu bozmak haramdır. Binaenaleyh (nafile oruçta da zikredilen) kerahet bâkidir. Burada (bu) sözü eden el-Bahır sahibidir. Sözünün hülâsası şudur: “Zahiru’r-rivayete göre söz, özürsüz oruç bozmanın helâl olmayacağı hususundadır. Binaenaleyh orucu bozmaya mâruz bırakan/bırakabilecek/götürebilecek her şey mekruh olur. Şu var ki, bu rivayete göre bu (söz) doğrudur. Fakat ileride bunun şâz/kaide dışı olduğu görülecektir.” Nehir sahibi (buna) şöyle cevap vermiştir: “Denilebilir ki, (bu durumların) farz oruçta mekruh olup nafilede mekruh olmaması, iki derecenin (yani farz ile nafile oruçların derece) farkını göstermek içindir.” Keza Remlî de (buna) şöyle cevap vermiştir: “(Bu durumların) farz oruçta mekruh olması, (farz orucun) kuvvetinden dolayıdır. Dolayısıyla (kuvvetli olduğu için farz orucu) muhafaza etmek ve (onu bozacak bir) fesada mâruz bırakmamak icabeder. Bu sebeple orucu fesada götürmesinden korkulan şeyi (yapmak farz oruçta) mekruh sayılmış, (nafile) orucu hakikaten bozmak helâl olmamasıyla birlikte, nafilede (bu) mekruh sayılmamıştır. Çünkü (nafile oruç) aslı itibarı ile sırf/mutlak tetavvu’dur. Mütetavvı (gönüllü olarak nafileye başlayan) kimse ise işin başında (daha nafileye hiç başlamadan önce) kendi nefsinin emiridir/kumandanıdır (yani nafileye başlayıp başlamamak kendisinin elindedir, ama farz böyle değildir). Binaenaleyh, (kendisiyle) orucun bozulacağı zann-ı galibi hâsıl olmayan (ancak) muhtemelen orucu bozmaya götürecek bir fiili, nafile oruçta yapmanın mekruh sayılmamasıyla nafilenin mertebesi farzdan aşağı inmiştir” dedikten sonra, “bu, Nehir’in ifadesinden daha iyidir. Çünkü bu onlar için zikredilen illeti iptal eder, düşün!” demiştir (yani illet, onların zikrettikleri “nafile oruçta özürden dolayı orucu bozmak ittifakla mübahtır. İmam Hasan’ın rivayetine göre özürsüz bozmak da mübahtır” kavli olmayıp asıl illet bizim zikrettiğimizdir).

(Yukarıda zikredilen) bu yerlerdeki kerahet, kerahet-i tenzihiyyedir. (İbn-i Âbidîn, Oruç Bahsi)

Bu yazı yorumlara kapalı.