Mutlak ve Mukayyed olarak Müçtehitlerin ve Fukahâların kaç derecesi vardır? Zamanımızda mutlak müçtehit var mıdır?

SORU: Mutlak ve Mukayyed olarak Müçtehitlerin ve Fukahâların kaç derecesi vardır? Zamanımızda mutlak müçtehit var mıdır?

CEVAP:

Ulema, zamanımızda (yani musannıfın zamanında) mutlak müçtehit kalmadığını söylemişlerdir. Fukahâlar/Müçtehitler ise, yedi meşhur mertebeye ayrılmışlardır.

Muhakkık İbn-i Kemâl Paşa, risalelerinin birinde, Fukahânın bu yedi mertebesini izah etmiş ve şöyle demiştir: “Müftü mutlaka, kavli ile fetva vereceği kimsenin halini bilmelidir. Kavliyle fetva vereceği kimsenin sadece ismini ve nesebini bilmesi kâfi değildir. Onun, rivayetteki bilgisini, dirayetteki derecesini, Fukahâ arasındaki tabakasını/mertebesini de bilmesi lâzımdır ki, birbirine muhalif kavilleri olan zevatı ayırabilsin ve iki mütearız/muhalif kavilden birisini tercih için yeterli kudreti bulunsun…”

 

Yedi kısma ayrılan Fukahânın tabakaları şunlardır;

Birinci tabaka: Şeriatta (mutlak) müçtehit olanlardır… Bunlar, dört mezhebin imamları ve usûl-ü fıkıh kaidelerini tesis hususunda onların yolundan gidenlerdir. Bu zevat, başkalarından bu hususiyetleriyle ayrılırlar… (Müçtehit fi’ş-Şer’i; İmam-ı A’zam, İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmed b. Hanbel gibi…)

 

İkinci Tabaka: Mezhepte müçtehit olanlardır… Bunlar, Ebû Yusuf, Muhammed ve Ebû Hanife’nin diğer ashabı gibileridir ki, bu zevat, ahkâm hususunda üstadları Ebû Hanife’nin kararlaştırıp koyduğu kaideler muktezasınca delillerden hüküm çıkarmaya muktedirdirler. Bazı fer’î hükümlerde Ebû Hanife’ye muhalefet etmiş olsalar bile, aslî kaidelerde yani usûl’da onu taklid ederler. Onlar, mezhep muarızlarından bu hususiyetleriyle ayrılırlar. Mezhep muarızlarından murad; ahkâmda İmam-ı A’zam’a muhalif, usûl’de de onu taklit etmeyen Şafii ve diğer müçtehitlerdir… (Müçtehit fi’l-Mezheb; İmam Züfer, İmam Hasa b. Ziyâd da bu tabakadandır…)

 

Üçüncü Tabaka: Mezhep sahibinden nas (hüküm) olmayan meselelerde içtihat eden ulemadır… Hassâf, Ebû Cafer Tahâvî, Ebû Hasan Kerhî, Şemsü’l-Eimme Hulvânî, Şemsü’l-Eimme Serahsî, Fahru’l-İslam Pezdevî, Fahruddin, Kâdı Han ve emsali bunlardandır. Bu zevat, ne usûl’de ve ne de furû’da İmam-ı A’zam’a muhalefet edemezler. Lakin nas olmayan meselelerde, usûl ve kavaide göre (içtihat ederek) hüküm çıkarırlar… (Müçtehit fi’l-Mes’ele; Burhâneddin Mahmud Buhârî ve Tâceddîn Ahmed b. Abdulaziz de bu tabakadandır…)

 

Dördüncü Tabaka: Mukallidlerden, Ashab-ı Tahriç/Tahriç Ehli olanlardır… Râzî ve emsali bunlardandır… Böyleleri asla içtihada muktedir değillerdir. Lâkin usûl’ü iyi bildikleri ve me’hazları/aslının alındığı yerleri zaptettikleri için, mezhep sahibinden veya ashabından birinden nakledilen iki vecihli (yani iki yönlü anlaşılması muhtemel olan) mücmel/öz bir kavli tafsillendirmeye, iki manaya hamledilmesi mümkün olan mübhem/üstü kapalı bir hükmü (veya hadîs/yeni bir meseleyi), usûl’e bakarak ve emsaline mukayese etmek suretiyle kendi reylerine göre izah etmeye muktedirlerdir. “Hidâye”’deki “bu mesele böyledir” gibi sözler, Kerhî’nin tahrici ve keza Râzî’nin tahrici de bu kabildendir… (Ashab-ı Tahriç; Ebû Bekir Cessâs, Ebû Abdullah Cürcânî de bu tabakadandır…)

 

Beşinci Tabaka: Mukallidlerden, Ashab-ı Tercih (yani bir görüşü diğer görüşe tercih etmeye ehil olanlardır)… Ebû’l-Hasan Kudûrî ve “Hidâye” sahibi ve emsali zevat bunlardandır. Bunların konumu/vazifeleri, bazı rivayetlerin (deliline nazaran) diğer rivayetlerden daha faziletli/üstün olduğunu göstermektir. Mesela, “bu evladır/daha önceliklidir, bu esahtır/daha sahihtir, (kıyasa daha muvafıktır), insanlar için bu daha münasiptir” gibi sözler söyleyerek rivayetlerin efdaliyetlerini ortaya koyarlar… (Ashab-ı Tercih; Şeyhülislam Buhâneddin Merğınânî ve Kemâl b. Hümâm da bu tabakadandır…)

 

Altıncı Tabaka: Mukallidlerden, mezhebin zahirini/zâhiru’l-mezheb, nadir rivayetleri, daha kuvvetliyi, kuvvetliyi ve zayıfı birbirinden ayırt edebilenlerdir… Müteahhirîn ulemadan, “el-Kenz” sahibi, “el-Muhtâr” sahibi, “el-Vikâye” sahibi, “el-Mecma’” sahibi gibi muteber metin sahipleri/yazarları bunlardandır. Bunların konumu/vazifeleri, merdut/reddolunmuş/kabul edilmemiş kavilleri ve zayıf rivayetleri nakletmemektir. (Ashab-ı Temyiz; Ebû’l-Berekât Hâfızu’d-Din Nesefî, Ebû’l-Fadl, Mecdü’d-Din Mavsılî, Tâcü’ş-Şerîa Mahmud Buhârî, Muzafferü’d-Din İbnü’s-Sâatî de bu tabakadandır…)

 

Yedinci Tabaka: Mukallidlerden, yukarıda bu söylediklerimize muktedir olmayan ve etli ile etsizi/kuvvetli ile zayıfı birbirinden ayıramayanlardır…

Yukarıda beyan edilenleri ayıramayanlar, zamanımızda ki (yani İbn-i Âbidî’nin yaşadığı zamandaki), mansıplarını ve mertebelerini malla elde etmiş olan ekseri Kâdılar ile Müftüler gibilerdir.  (Mukallid Mahd; Hicrî sekiz yüz tarihinden sonraki Hanefi Fukahasının ekserisi bu tabakadandır. Alâü’d-Din Haskefî ve İbn-i Âbidîn v.b bu tabakandır…) (İbn-i Âbidîn, Mukaddime)

 

 

SORU: Fukahânın tabakalarını yukarıda saydınız… Müftülerin ve Kâdıların konumu ve üzerine düşen vazife nedir?

CEVAP:

Bize yani yedinci tabaka Fukahâsından olan kitabın musannıfı ve emsaline gelince… Vazifemiz, onların tercih ettiklerine, sahih gördüklerine tâbi olmaktır. Nitekim onlar hayatta olup da bize böylece fetva vermiş olsalardı, onlara muhalefet etme salahiyetimiz olmadığından, yapacağımız sadece tabi olmak idi. Vefatlarından sonra da durum böyledir…

Şayet sen; “Onlar bazen tercihsiz birtakım kaviller hikâye ediyor, bazen de sahih kavilde ihtilâf ettikleri oluyor” dersen, cevaben ben de derim ki; onların yaptıkları gibi yapar; örf ve ahvâlin değişmesini, insanlara daha muvafık/münasip olanı, teamülün gösterdiğini, delili daha kuvvetli olanı nazar-ı itibara alırız. Bu dünya, cihetleri/delilleri zannen değil, yakinen/hak üzere ayırabilecek kimselerden hâlî değildir. Bunu ayıramayacak kimseye düşen ise, zimmetini/uhdesini kurtarmak için, bunu birbirinden ayıranlara müracaat etmek/tabi olmaktır…

 

Son olarak…

Allah Teâlâ’dan niyazımız, Rasûlünün yüzüsuyu hürmetine, bizi sorumluluktan kurtaracak tevfik dilemesi ve Vech-i Kerim’i için halisane yapılmış olarak kabul etmesidir. Nasıl bu amel için kabul dilemeyelim ki, Allah Teâlâ bu kitabın tebyizine/müsveddeden temize çekmeye başlamaya, Ravza-i Mutahhara’da, Bük’a’yı Mubâreke’de, Risâlet, Kemal ve Şecaatin sahibi Rasûl-ü Zî-şân’ın huzurunda ve iki büyük aslan kâmil kabir arkadaşının yanında nasip etti. Allah onlardan ve diğer bütün ashab-ı kiramdan, onlara iyilikle tâbi olanlardan, annelerimizden, babalarımızdan kıyamet gününe kadar razı olsun. Daha sonra Kâbe-i Şerife’nin karşısında altınoluğun altında Hatîm’de ve Makam-ı İbrahim’de devam etmek nasip eyledi. Allah itmamını da müyesser kılsın…

Şu evrakı toplayan bu günahkâr kul (yani İbn-i Âbidîn) dahi aynen musannıfın dediğini der. Mevlâ-yı Kerimi’nden Nebiyyi Azîm’ı ve nezd-i İlahisindeki her makam sahibi hürmetine; bu sa’yi gayreti kabul eyleyerek, bu eserle bütün memleketlerdeki kullarını faydalandırarak, son nefeste de hüsn-ü hitâm nasip eyleyerek merâma nâil ederek fadl-ü ihsanda bulunmasını niyaz eyler! Âmîn…

 

 

 

Bu yazı yorumlara kapalı.