Hilalin değişik yerlerde değişik zamanlarda doğması mümkün müdür? Hiç kimseye başkasının hilali ile amel etmesi lazım gelmeyip, her yerin halkına kendi hilallerinin doğmasını itibara almaları mı vaciptir? Yoksa hilalin ayrı ayrı görülmesi itibara alınmayıp, ilk görülen hilal ile amel etmek mi vaciptir; örneğin doğuda Cuma gecesi, batıda Cumartesi gecesi görülse, doğudakilerin gördüğü hilal ile batıdakilere de bununla amel etmeleri vacip olur mu? Bu hususta dört mezhebin görüşü nedir? Hacda hilalin değişik yerlerde değişik zamanlarda görülmesi muteber midir? Başka bir yerde hilalin hac beldesinden bir gün evvel görüldüğü anlaşılırsa hacıların ne yapması gerekir? Hilal görüldüğü vakit ona işaret etmenin hükmü nedir?

SORU: Hilalin değişik yerlerde değişik zamanlarda doğması mümkün müdür? Hiç kimseye başkasının hilali ile amel etmesi lazım gelmeyip, her yerin halkına kendi hilallerinin doğmasını itibara almaları mı vaciptir? Yoksa hilalin ayrı ayrı görülmesi itibara alınmayıp, ilk görülen hilal ile amel etmek mi vaciptir; örneğin doğuda Cuma gecesi, batıda Cumartesi gecesi görülse, doğudakilerin gördüğü hilal ile batıdakilere de bununla amel etmeleri vacip olur mu? Bu hususta dört mezhebin görüşü nedir? Hacda hilalin değişik yerlerde değişik zamanlarda görülmesi muteber midir? Başka bir yerde hilalin hac beldesinden bir gün evvel görüldüğü anlaşılırsa hacıların ne yapması gerekir? Hilal görüldüğü vakit ona işaret etmenin hükmü nedir?

CEVAP:

Hilalin muhtelif memleketlerde başka başka (zamanlarda ve yerlerde) doğması ve gündüzleyin zevalden önce veya sonra görülmesi, mezhebin zahirine göre muteber değildir. Ulemanın çoğunluğu bununla amel etmişlerdir. Fetva da buna göredir.

“Muteber değildir” cümlesinin manası, bununla oruç veya bayramın vacip olması hükümleri sabit olmaz (böyle hüküm verilemez) demektir.

Bilmiş ol ki; bizzat hilalin değişik yerlerde değişik zamanlarda doğmasında (yani bunun mümkün olduğu hususunda) bir münakaşa/ihtilaf yoktur. Şöyle ki, bazen iki belde arasındaki mesafe o kadar uzak olur ki, birinde hilal falan gece doğar, ötekinde doğmaz. Güneşin doğuş yerleri (zamanı) da böyledir. Çünkü hilalin güneşin ışığından ayrılması, memleketlere göre/yerlerin değişmesine göre değişir. Hatta güneş doğuda battığı zaman, batıda da batması lazım gelmez. Fecrin doğması ve güneşin batması da böyledir. Bilakis güneş bir derece hareket ettikçe bu bir kavim/belde için fecrin doğması, başkaları için güneşin doğması, diğerleri için batması, daha başkaları için ise gecenin yarısı olur.

Hilalin doğuş yerlerinin değişmesine sebep olan mesafe, bir aylık yol veya daha fazlasıdır. Bunu el-Cevâhir’den naklen el-Kuhistâni bildirmiştir ki, Süleyman (a.s)’ın kıssasından alınmıştır. Çünkü o, her gidiş ve gelişte bir iklimden diğerine geçmiştir ki, aralarında da bir aylık mesafe var idi.

Bu istidlâldeki (çürüklük) meydandadır. Remlî’nin el-Minhâc Şerhinde şöyle denilmektedir: “Tâc-ı Tebrîzî’nin tembihine göre hilalin değişik yerlerde doğması (doğuş yerlerinin değişmesi) 24 fersahtan daha azda mümkün değildir. Babam da bununla fetva vermiştir. En güzeli/evceh olan bunun tahdîdî olmasıdır. Nitekim keza bununla da fetva vermiştir.”[1]

(Yukarıda anlatıldığı gibi bizzat hilalin değişik yerlerde değişik zamanlarda doğduğu hususunda bir ihtilaf yoktur.) İhtilaf, değişik yerlerde şu manada doğmasındadır:

1- Her yer halkına, kendi hilallerinin doğmasını itibara almak vacip olup, kimseye başkasının hilali ile amel etmesi lazım gelmez mi?

2- Yoksa ayrı ayrı hilal görülmeleri itibara alınmayıp, ilk görülen hilal ile amel etmek mi vaciptir? Meselâ doğuda Cuma gecesi, batıda Cumartesi gecesi görülse, doğudakilerin gördüğü hilal ile batıdakilere de amel vacip olur mu?

Bazıları, birinci kavli seçerek “herkes kendi gördüğü hilal ile amel eder” demişlerdir. Zeylâî ile Feyz sahibi bu kavle itimat etmişlerdir. Şafiilere göre sahih olan da budur. Çünkü her cemaat kendilerince sabit olanla muhataptır. Nitekim namaz vakitlerinde de hüküm budur. Dürer sahibi de bunu teyit etmiş ve daha önce de geçtiği vecihle “yatsı ile vitir namazının vakti girmeyen/olmayan yerlerde, bu namazlar vacip olmaz” demiştir.

Fakat zahiru’r-rivayet ikincisidir (yani ilk görülen hilal ile amel etmek vaciptir). Bize (Hanefilere), Malikilere ve Hanbelîlere göre itimat edilen kavil budur. Çünkü “Hilali görürseniz oruç tutun” hadisinde hitap, mutlak olarak hilali görmeye umumî bir şekilde taalluk etmiştir. Namaz vakitleri ise böyle değildir. Bu meselenin tam açıklaması, (“Tenbîhü’l-Gâfili ve’l-Vesnêni alâ Ahkâmi Hilali Ramadân”) adlı risalemizdedir.

Binaenaleyh batıda yaşayanların görmesi ile doğuda yaşayanlara da hüküm (yani hilalin görülmesine binaen olan hükümler) lazım gelir. (Batıdakilerin görmesi ile doğudakilere de hükmün lazım gelmesi, şayet batıda) yaşayanlar hilali doğuda yaşayanları da (bağlayıcı ve onlara) hükmü vacip kılıcı bir yolla görmüş oldukları sabit olduğu durumdadır. Meselâ, (daha önce 115’inci soruda geçtiği gibi) hilal, iki şahidin hilali gördüklerine binaen yahut iki şahidin (filan) kâdının hüküm verdiğine şahitlik etmeleri yoluyla veya hilalin görüldüğü haberinin yayılması gibi hüküm icabedecek bir surette sabit olursa, hüküm hepsine şamil olur. Ama “falan yer ahalisi hilali görmüşler” diye haber vermeleri bunun hilafınadır, yani bu hüküm icabetmez. Çünkü sadece (olan hadiseyi) hikâye etmekten/anlatmaktan ibarettir (bu hususta hüküm verildiğine şahitlik etmek değildir).

Hac bahsinde Ulemanın sözlerinden anlaşılıyor ki, hacda hilalin muhtelif görülmesi yani değişik yerlerde ve zamanlarda görülmesi muteberdir. Başka bir yerde hilalin oradan (yani hac beldesinden) bir gün evvel görüldüğü anlaşılsa, hacılara bir şey lazım gelmez. Acaba bu, hacı olmayanlar için kurban hakkında da söylenebilir mi? Bunu bir yerde görmedim. Ama zahire bakılırsa, evet söylenebilir. Çünkü hilalin muhtelif beldelerde başka başka zamanlarda doğması, oruç mutlak olarak hilalin görülmesine bağlandığı için itibara alınmamıştır. Bu, kurbanın hilâfınadır. Zahire göre kurban, namaz vakitleri gibidir. Her cemaate kendi gördüğü ile amel etmeleri vaciptir. Binaenaleyh başkalarının (başka memleketlerde) hilali görmelerine göre ayın on üçü olmuş olsa, onların (hac beldesindekilerin) hilali görmelerine göre ise ayın on ikisi olsa, kendilerine göre ayın on ikisi olduğundan o gün kurban kesmeleri caizdir/kâfidir. (Zira Kurban kesme günleri Zilhiccenin on, on bir ve on ikinci günleridir, on üçüncü günde Kurban kesilmez.)

Cemaatin, hilali gördükleri vakit ona işaret etmeleri mekruhtur. Çünkü bu cahiliyet amellerindendir. Zahirine bakılırsa, görmeyenlere göstermek için bile olsa mekruhtur. İlletin zahirine göre, buradaki kerahet tenzîhî’dir. (İbn-i Âbidîn, Oruç Bahsi)

 

[1] Hilalin doğuşunda birbirine yakın beldeler ve birbirine uzak beldelerin nasıl tespit edileceği hususunda varit olan bazı görüşler şunlardır:

1- Uzaklık veya yakınlık, yıldızların doğuş yerlerine göre değişir. Örneğin, Hicaz, Irak ve Horasan gibi. Bu beldelerin yıldızlarının doğuş yerleri muhtelif olduğu/değiştiği için birbirlerinden uzak beldeler sayılırlar. Ancak Bağdat ve Kûfe gibi şehirlerin yıldızlarının doğuş yerleri ise bir olduğundan birbirlerine yakın beldeler addedilirler.

2- Uzaklık veya yakınlık, iklimlerin/bölgelerin bir olması veya muhtelif olmasına binaendir. İki iklim/bölge bir ise bunlar yakın sayılırlar, muhtelif ise bu beldeler uzak sayılırlar.

3- Uzaklık veya yakınlık, namazı kısaltma mesafesine göredir, şöyle ki, seferî olma mesafesinden az ise bu yerler yakındır, seferîlik mesafesinden çok ise bu yerler birbirlerinden uzak demektir.

 

Bu yazı yorumlara kapalı.