Hadis ile amel etmek hususunda Ebû Hanife’ye ta’n edilmektedir. Bu mevzuda bilgi verebilir misiniz?

SORU: Hadis ile amel etmek hususunda Ebû Hanife’ye ta’n edilmektedir. Bu mevzuda bilgi verebilir misiniz?   

CEVAP:

Hakikatte Ebû Hanife (rh.a) bu babda yani hadis mevzuunda da imam idi. Tabiin ve diğer selef imamlarından olmak üzere, hadisi dört bin üstattan okumuştur. Bundan dolayı Zehebî ve başkaları onu muhaddislerin “hâfızlar” tabakasından saymışlardır. Onun hadise az ehemmiyet verdiğini söyleyenler ya dikkatsiz davranmış yahut hasetlerine kurban olmuşlardır. Hadisle az meşgul olan bir kimse, Ebû Hanife’nin istinbat ettiği hükümleri nasıl istinbat edebilir! Hâlbuki talebelerinin kitaplarındaki maruf hükümleri, delillerinden hususi surette ilk istihraç ve istinbat eden O’dur. Daha önemli bir vazife olan bu istinbat meselesiyle meşgul olduğu için, hadisi dışarıya yansımamış/ortaya çıkıp görülmemiştir… Nitekim Hazret-i Ebû Bekir’le Ömer (r.anhuma), Müslümanların umumî/idari işleri ile meşgul oldukları için, sahabenin küçükleri kadar hadis rivayet ettikleri görülmemiştir. İmam Malik ile Şafii de böyledir. Onların da Ebû Zür’a ve İbn-i Maîn gibi kendilerini hadis rivayetine veren zevat kadar hadis rivayet ettikleri duyulmamıştır. Çünkü onlar delillerden hüküm istinbatı ile meşgul olmuşlardır…

Şu da var ki dirayetsiz olarak çok hadis rivayeti pek methedilecek bir şey değildir. Hatta bunun zemmi hakkında İbn-i Abdi’l-Ber, ayrıca bir bab yazmıştır. Ebû Hanife’nin çok hadis rivayet etmemesindeki özürlerinden biri, şu sözünün ifade ettiği manadır: “Bir kimsenin, işittiği gün ezberleyip, eda ettiği güne kadar da hatırında tutamadığı bir hadisi rivayet etmemesi lâzımdır.” Demek ki Ebû Hanife, rivayeti ancak ezberleyen kimseye caiz görmüştür…

Hatîb Bağdâdî, İsrâil b. Yunus’un şu sözünü rivayet eder: “Numan ne iyi adamdı! İçinde fıkıh bulunan bir hadisi ne kadar güzel beller, onu ne kadar iyi inceler ve ondaki fıkhı ne kadar çok bilirdi…”

İmam Muhammed b. İdris eş-Şafii el-Kuraşî sahih nakle göre (beyitte) şunu söylemiştir: “İnsanlar fıkıhta İmam Ebû Hanife fıkhının ıyâlidirler. Ebû Hanife’nin kavlini reddedene Rabbimiz, kumların sayısınca lânet[1] eylesin…”

İbn-i Hacer’in zikrettiğine göre İmam Şafii: “Her kim fıkıhta derinleşmek isterse, o kimse, Ebû Hanife’nin ıyâlidir. Çünkü o, kendisine fıkıh tevfik buyrulanlardandı (yani Allah’ın kendisine fıkıh hususunda yardım edip muvaffak kıldığı kimselerdendi)” demiştir. Bu sözü İmam Şafii’den Harmele rivayet etmiştir. Rabî’’in rivayetine göre ise Hazret-i Şafii şöyle demiştir: “İnsanlar fıkıhta Ebû Hanife’nin ıyâlidir. Ben ondan daha fakih kimse görmedim.” Şafii’nin; “Bir kimse Ebû Hanife’nin kitaplarına bakmazsa ne ilimde derinleşir, ne fakih olur” dediği de rivayet olunmuştur… (İbn-i Âbidîn, Mukaddime)

 

[1] İmam Şafii’nin lânet ettiği kimseler, Ebû Hanife’nin ahkâm-ı şer’iyye bâbındaki sözlerini hakaretle/hor hakir görerek reddedenlerdir. Lâneti hak eden bunlardır. Yoksa sadece istidlal hususunda ona ta’n edenler lanete müstahak değillerdir. Çünkü büyük imamlar birbirlerinin kavillerini reddede gelmişlerdir. Ebû Hanife Hazretleri’nin şahsına ta’n etmek de lânete sebep olamaz. Bunun yapmak sonuçta haram işlemekten ibarettir fakat lâneti gerektirmez. Ancak Şafii’nin sözünde muayyen bir şahsa lânet yoktur. Onun sözü yalancılara ve emsali asilere yapılan lânet kabilindendir. Bunu iyi anlamalı!