88. Menkıbe… Hz. Pîr’in Şeyh Ebû Hasan’ın hâlindeki müşkili çözmesi ve ömürler verilerek elde edilemeyecek müşahedelere nail olması

SEKSEN SEKİZİNCİ MENKIBE

(Hz. Pîr’in Şeyh Ebû Hasan’ın Hâlindeki Müşkili Çözmesi ve Ömürler Verilerek Elde Edilemeyecek Müşahedelere Nail Olması)

Şeyh Ebû Hasan Cûsekî’den -Allah Teâlâ ona rahmet etsin- rivayetle, dedi ki:

– Gençlik zamanımda birçok meselesi bana müşkil olan büyük bir hâl, (kalbime ilham) vaki olmuştu. Bunun üzerine bu durumdan sormak için Efendim Şeyh Ali b. Hîtî (r.a)’a geldim. Henüz hiçbir şey demeden bana:

– Ey Ebû Hasan! Senin bu varidin (hâlin), kudretin fiillerindendir. (O sebeple) onun engelleri (müşkilleri) sözlerle değil, fiillerle hallolur. (Sen) Şeyh Abdulkadir’e git, muhakkak o, ârif âlimlerin padişahı ve bu zamanında tasarruf ehli fiillerinin dizginlerinin malikidir, dedi.

(Şeyh Ebû Hasan devamla) dedi ki:

– Bunun üzerine Bağdat’a geldim ve Efendim Şeyh Abdulkadir’in -Allah ondan razı olsun- (yanına) girdim. O’na, huzurunda bir cemaat olduğu ve medresesinin kıble tarafında oturur hâlde kavuştum. Huzuruna oturduğumda bana baktı. Bakışından anladım ki içimdeki bütün her şeyi ve ne sebeple geldiğimi bildi. (Sonra Şeyh Abdulkadir) seccadesinin altından beş büklümden oluşan bir ip çıkardı. Bir ucunu bana verdi ve diğer ucunu da o eline aldı. Onun bir büklümünü çözdü. Bunun üzerine hâlimden büyük bir tarafı bana ayan oldu ve onda yüce bir işi müşahede ettim. Sonra ondan başka bir büklümü daha açtı. Bunun üzerine de ondan bana bir taraf daha ayan oldu ve hâlimden benim için sonu olmayan bir bölüm müşahede ettim. Onun zımnında da künhü idrak olunamayan yüce bir durumu müşahede ettim. (Böylece) beş büklümü de açtı ve hâlimin bütün ahkâmı bana ayan oldu. Onun gizli hâlleri, sırlarının gizlendikleri yerlerden benim için ayırt edilir (bilinir) oldu. Basiretim ruhani bir kuvvetle uyandı (gözünü açtı), tâ ki engeller (müşkiller) yakıldı (kaldırıldı). Bunun üzerine Şeyh bana baktı ve;

– “Haydi, bunları sıkıca tut, halkına da bunları en güzel biçimde tutmalarını emret” (A’raf; 145) (ayetini) okudu.

Böylece Onun huzurundan ayrıldım. Allah’a yemin olsun ki ben (Şeyh ile) ne bir kelime konuştum ne de orada hazır bulunanlar benim bu hâlimden bir şeye muttali oldular. (Sonra) geldiğim yere geri döndüm. Şeyh Ali b. Hîtî’nin huzurunda oturduğumda ona bir şey demeden önce bana:

– Ben sana demedim mi, muhakkak Şeyh Abdulkadir ârif âlimlerin padişahı ve bu zamanında tasarruf ehli fiillerinin dizginlerinin malikidir! Ey Ebû Hasan! Bu hâlinde sana müşahede (durumu) yok idi. Lakin Şeyh Abdulkadir’in nazarı senin hâlinle birleştiğinde bu müşahedeler ortaya çıktı. O (müşahedelerin) en küçüğü için bile ömürler harcanır. Eğer (Şeyh Abdulkadir)’in sana: “Haydi bunları sıkıca tut” sözü olmasaydı, aklın senden giderdi ve aklını yitirmişlerin zümresinde haşrolunurdun. (Yine Şeyh Abdulkadir): “Halkına da bunları en güzel biçimde tutmalarını emret!” sözüyle senin, insanların sözüne itibar edip (dinlediği)  kimselerden olacağını haber verdi, dedi…

(Hulâsatu’l-Mefâhir fî Menâkıbı’ş-Şeyh Abdulkâdir)

Bu yazı yorumlara kapalı.