Süt Bankasına cevaz vermeyenlerin görüşleri ve delilleri nedir?

SORU: Süt Bankasına cevaz vermeyenlerin görüşleri ve delilleri nedir?

CEVAP:

Bu görüşü benimseyen kişilere göre Süt Bankası aşağıdaki nedenlerden dolayı caiz değildir…

1- Ailesi dağılmış Batı’nın ürettiği çözümlerden biri olarak Süt Bankası bizim için kabul edilebilir değildir. İlk anne sütü bankası 1909’da Viyana’da kurulmuş, 1940’larda tüm Avrupa’da yaygınlaşmıştır. Avrupa’daki Süt Bankalarının oluşturduğu ağa HUMANE adı verilmiştir. 1985’te Kuzey Amerika Anne Sütü Bankası Birliği’nin (HMBANA)  kurulmasıyla ABD, Kanada ve Meksika’da profesyonel bir yönetmelik oluşturulmuştur. Ne var ki, “Avrupa böyle yapıyor” diye, biz de illâ Avrupa’yı “örnek” almak zorunda değiliz… Çünkü Avrupa ülkelerinde, “sütlerin karışması” diye bir endişe yoktur.

Dolayısıyla, süt emmenin bir annelik ve ona bağlı olarak evlilik açısından haramlar oluşturacağı kesin olduğuna göre böyle bir uygulamayı helal göremeyiz. Süt Bankasına süt vermek de oradan süt almak da caiz olmaz.

 

2- Sağlık Bakanlığının “Süt Bankası” projesi, ahlâkî ve sıhhî sorunların yanında süt mahremiyeti bağlamında da ciddi endişelere yol açmış bulunmaktadır. Projenin hayata geçmesi halinde süt mahremiyeti konusundaki hassasiyetin zamanla aşınması kaçınılmazdır.

 

3- Sağlık Bakanı Süt Bankası hususunu Diyanet’e danıştıklarını, ilgili uyarıları dikkate alacaklarını bildirmiş olsa da, uygulamada Diyanet’in belirlediği bu kriterlerin ne kadar dikkate alınacağı konusunda haklı endişeler bulunmaktadır.

 

4- Süt Bankası uygulaması sadece Türkiye’de gündeme gelmiş bir mesele olmayıp, Arap ülkelerinde bu konu çok daha önce tartışılmıştır. İlk olarak 1983 yılında Kuveyt’te düzenlenen “el-İncâb fî Dav’i’l-İslam” isimli bir konseyde Yusuf Karadâvî sunduğu araştırma yazısıyla Süt Bankası uygulamasının caiz olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Yusuf Karadâvî, Zahirî mezhebinde olduğu gibi, çocuk doğrudan bir kadının göğsünden emmedikçe süt mahremiyetinin oluşmayacağını düşünmekte olup, dolayısıyla aynı sütten içen çocukların evliliği de dâhil Süt Bankasıyla ilgili hiçbir sakıncanın bulunmadığını savunmaktadır. Konseyde Karadâvî’ye katılanların yanında kendisine itiraz edenler de olmuş, toplantı sonunda Süt Bankasının meşru olup olmadığına dair bir uzlaşmaya varılamamıştır.

Kuveyt’te tertip edilen toplantının ardından 1985 yılında Cidde’de düzenlenen Fıkıh Konseyinde, gerek fıkıh gerek tıp uzmanlarından oluşan katılımcıların mütalaaları üzerine Süt Bankası uygulamasının caiz olmadığı kararına varılmıştır. Özellikle neslin muhafazası bağlamında Cidde’deki bu toplantının kararının diğerine göre daha selametli olduğu aşikârdır.

 

5- Diyanet’in sütkardeşler arası evliliği önleyici tedbir önerilerinin pratiğe ne kadar yansıtılabileceği hususu bir yana, haram-helal hassasiyetinin günden güne zayıfladığı bir toplumda ister süt veren, ister süt alan aileler olsun, isterse sağlık görevlileri olsun ilgililerden gerekli hassasiyeti beklemek pek gerçekçi değildir.

Şu şartlarda Süt Bankası uygulamasının hayır getirmeyeceğini, dînî hükümlerin teminat altına aldığı (yani Makâsıdu’s-Şerîa’daki) beş esastan biri olan “nesli muhafaza” ilkesine darbe vuracağını öngörmek için kehanete gerek yoktur.

 

6- Süt Bankasının sıhhî tehlikeleri de vardır. Örneğin; en sağlıklı şekilde yaratılan süt, memeden hava ile temas etmeden bebeğin ağzına geçer. Bu sayede zararlı bakteri oluşmaz. Oysa uygulanacak sistemde süt, hava ile temas edeceği için yüz binlerce zararlı bakteri oluşacaktır. Buna çözüm “pastörize” etmek değildir. Zira pastörize etmek, endüstriyel ışıl işleme tabi tutmaktır. Bundan amaç ise, zararlı bakterileri yok etmektir. İşlemin yararlı ve zararlı bakterileri seçmek gibi bir yeteneği olmadığından, yararlı/zararlı ne varsa hepsini yok etmektedir. Sütün yapısı bozulmaktadır. Sütteki, bebeği koruyucu nitelik de böylece ortadan kalkmaktadır. Dahası bu işlenmiş sütü, o minicik bebeğin pankreasının sindirmesi imkânsızdır.

Bu konuda Prof. Dr. Olcay Kandemir şunları söylemektedir: “Süt pastörize edildiğinde, içerisindeki bazı faydalı enzimler yok olur. Bu faydalı enzimler, sütün sindirimine ve emilmesine gerekli olan lâktaz, galaktaz ve fosfataz gibi enzimlerdir. Bu enzimler olmadığı zaman sütteki kalsiyum alınamaz ve bağırsaklardan emilimi, dolayısıyla da hazmı zordur. Pankreas, bu pastörize sütü sindirebilmek için zorlanır. Enzim sentezlemek, salgılamak ister. Zorlanan pankreas ise bir süre sonra tükenir.”

Yukarıda açıklandığı üzere bebek sindiremezse yani pankreas tükenir ise, bu sütü alan bebekler erken yaşta diyabete yakalanırlar. Şu an için dünyanın en tehlikeli salgınlarından birisi diyabet olup, diyabet, yaşam kalitesini alt üst eder, verimliliği sıfırlar, yüzlerce hastalığa davetiye çıkarır ve tedavileri imkânsıza doğru sürükler. Bundan da bu projenin sahibi küresel aktörler çıkar elde eder. Şöyle ki, milletler dertlerle mücadele etmekten dolayı kısa, orta ve uzun vadede küresel aktörlere rakip olmaktan çıkarlar ve ilaç bağımlısı olarak sağlık sektörünü elinde bulunduran küresel aktörleri zengin ederler.

 

7- Anne sütü bankaları iyi bir niyetin kötü bir meyvesi olabilir. Teorik olarak baktığımızda Süt Bankası kurulması güzel bir şeydir. Ancak bunun önemli mahzurları bulunmaktadır. Her şeyden önce “insanı bir meta olarak” gören anlayışı doğru değildir. Süt Bankası yerine sütannesi formülü devreye sokulabilir. Çünkü Süt Bankası çok karışık bir uygulamadır. Burada yasak evlilik riski bulunmaktadır. Bir hata sonucu birisinin sütkardeşiyle evlenebilme durumu mevcuttur. Ayrıca bugün “süt kimlik kartı” uygulamasıyla bu tür endişelerin önüne geçilse bile yarın bir başkası bu uygulamaya gerek görmeyebilir.

 

8- Süt Bankası projesi uygulanamaz. Evet, Devlet büyüklerimiz haklı olarak çocuk mamalarından şikâyetçi oldular. Çocuk maması -ki çoğu mutasyona sebep olacak maddeler de içermektedir- maalesef, tıpkı ilaç ve gıda sanayi gibi, insanlığın ırkını kesmeyi amaçlamış Şeytana hizmet etmeyi gaye edinmiş örgütlerin kontrolü altındadır. Bu örgütler aynı zamanda medyayı ve iletişim araçlarını da ellerinde bulundurmaktadırlar. Maalesef istedikleri şeyi istedikleri zaman insanlığa yutturabilmektedirler. Esasında bu oyunların altında, dinleri ile irtibatları kesilmiş, -farkında olarak olmayarak- Şeytan tarafından ele geçirilmiş ve çoğu köken itibarıyla Yahudi olan 12 Siyonist aile vardır.  Bunların temel amacı, muharref Tevrat’ta geçen “Dünya Krallığı”’dır. Yıllarca bu krallığın nesnel bir üstünlükle/çoğunlukla gerçekleşeceğini sandıkları için başta Hıristiyan ümmeti olmak üzere insanlığın doğurganlığını yok etmeyi planlamışlardır. Nitekim bugün Batı toplumlarında doğurganlık, durma noktasına gelmiştir. Dünya Sağlık Örgütü bundan 70 yıl önce bir erkeğin gerçek doğurganlık kabiliyetini santimetre küpte 150 milyon sperm bulunmasıyla tanımlıyordu, şimdilerde ise 15 milyonla tanımlamaktadır. Bugün santimetre küpte değil 150 milyon sperm, 50 milyon sperm taşıyan erkek bulmak imkânsız gibidir. Maalesef bu, uzun süren planlı bir çabanın neticesidir. Şeytan’ın, insan hakkındaki zannını ispat ettiğinin en sağlam kanıtıdır ki, gıda, hayat ve giyecekler üzerinde sürdürülen planlı, şeytani çabalarla bu durum sağlanmıştır. Bugün Türkiye gibi nispeten geri kaldığı için korunabilmiş ülkelerde bile her 100 çiftten 35-40’ı, doğal yoldan çocuk sahibi olamayıp, tıbbi desteğe ihtiyaç duymaktadır. Tabii ki bunun sayısız nedenleri vardır ama en baş halka, gıdadır. Çünkü insan bedeni en iyi, gıda ile işgal edilebilmektedir. Bugün yediklerimiz içtiklerimiz adeta birer Truva atına döndürülmüştür.  Biz karnımızı doyurduğumuzu sanırken, esasında, akıbetimizi hazırlayan işgalci kuvvetleri içimize attığımızın farkında bile değiliz. Çocuk mamaları, maalesef bu yıkıcı yöntemin en masumu, fakat en dehşetlisidir.  Doğal yöntemlerle hamile kalmayı önlemenin en kestirme yolu, çocuk safhasında müdahale etmektir. İnsan en iyi çocukluk dönemindeki müdahalelerle kısırlaştırılabilmektedir. Nitekim istatistiklere göre 2050 yılına vardığımızda, insanların doğal yoldan çocuk sahibi olabilme kabiliyeti % 95 oranında kaybedilmiş olacaktır. Çocuk mamaları, kısırlaştırma dâhil, hem tüm hastalıklara açık bir bünye oluşturuyor, hem de insanı mutasyona götürecek hareketin ilk zincirini, ilk halkasını başlatıyor.  Yaradılışın nasıl bozulacağını Kur’ân bize hem de Nisâ/Kadın Suresinde  (118-119)’uncu ayetlerinde izah etmektedir.

Anne sütünün yerine yıllarca mamalar konulmak istendi. Doktorlar, neredeyse anneyi sütten kestirerek mamaya yönlendirdiler. İşte böylece, insanlar her türlü hastalığa açık hale getirildi. Sayın Devlet Büyüklerimizin mamalar konusundaki itirazı ve buna tedbir aranmasını istemeleri ne kadar önemli ve Rahmani idi ise, Sağlık Bakanlığı’nın tedbir olarak önerdiği “Süt Bankası” da bu kadar tehlikeli ve şeytanidir. “Sıkı bir takip yapılırsa mahzuru yok” demek hakikati yansıtmamaktadır, Türkiye’de neyin takibi sıkı yapılabilmektedir ki anne sütü gibi kullanımı son derece tehlikeli bir gıdayı kullanmada böyle bir risk üstlenilebilmektedir. Elbette “sütannelik” önceden de vardı ve şu anda da olabilir. Ancak o bilinir ve takip edilirdi. Tanışlar arasında ve birkaç çocuğu geçmezdi. Taraflar da birbirinin sütkardeşi olduklarını bilirlerdi ve ona göre davranırlardı.

 

9- Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanındaki sütanneliği uygulamasıyla sütanne bankası kurumu aynı değildir. Bu sütlerin karışmamasının imkânı yoktur. Ayrıca, bu kapı fitne kapısı olacak, nesillerin genetiğini bozmak için bütün gücüyle derin güçler bu işe yönelecektir. Keza, yine bir anneden süt emen çocuğun o anneye karşı sütannelik görevleri vardır.

Bağışçı annenin bebeği ile alıcı annenin bebeğinin aynı cinsiyetten olacağı ifade edilmiştir. Oysa en büyük tehlike kardeşlerin evlenmesidir. Mesela sadece erkek bebeğe süt veren bir kadın, bir yıl sonra bir kız doğurursa ne olacak? Süt alındığı zaman her iki annenin de birer ya da ikişer kızı var olup, sonra bunların erkek çocukları doğar ise bu durumda ne olacak?

Güvenli bir kayıt sistemi kullanılacağı ifade ediliyor. Oysa bankaya gelen sütannelerin kayıtlarını ve tasnifini tutacak olan kimselerin bu işe son derece duyarlı ve yeminli müminler olması nasıl sağlanacaktır? Süt Bankası verileri nasıl bir güvence ile PC ortamında güvenli tutulacaktır? Ya hackerlenirse! Birbirine husumetli ve özellikle miras ve mal hırsı içindeki bazı kimseler, bu sütkardeşliği hilesini kullanarak birçok aileyi paramparça ederse, bunların hesabını kim verecektir? Unutmayalım ki, ne kadar gelişirse gelişsin “teknolojiyi kullanan insandır!”

 

10- Modern kadın hasbelkader çocuk doğurmayı göze aldıysa, doğurduğu çocuğu emzirip de bedeninin deforme olmasına da müsaade edemeyeceğinden buna bulunan formül; Anne Sütü Bankası! Böylelikle hem çocuk tabii anne sütüyle beslenmiş olacak, hem de “anne” fizik görüntüsünü korumuş olacak.

Müslümanlar bakımından şu veya bu sebeple annesinin sütüyle beslenme imkânı bulunamayan bebek için “sütanneliği” kurumundan istifade edilmesi, en ince detayına kadar kitaplara geçirilmiş malum ve meşhur bir meseledir. Zahirî mezhebi dışındaki mezheplerde süt emme çağındaki bebeğin, annesi dışında bir başka kadının sütünü belli bir miktar emmesiyle “süt akrabalığı” teessüs eder. Zahirî mezhebinde ise yetişkin kimsenin emmesiyle de süt akrabalığı oluşur.

Efendimiz (s.a.v)’in de Halime (r.anha)’nın yanında kaldığı ve onun sütünü emerek onun süt çocuğu olduğu malumdur. Uygulamanın bizzat kendisi malum ve meşru olmakla birlikte, eskiden olduğu gibi “münferit” bir hadise olarak kalmayıp, “kitleselleşmesi” durumunda yeni birtakım meselelerin gündeme geleceği açıktır. Münferit uygulamada kadın hangi çocuğu emzirdiğini bilirdi, zira bu konuda ailelerde belli bir hassasiyet var idi. Dolayısıyla süt akrabalığı ve bunun doğurduğu sonuçlar titizlikle takip edilirdi. Ancak “Süt Bankası” uygulaması söz konusu olduğunda meselenin mahiyeti değişir. Bilhassa genç nesilde dînî hassasiyetin hayli zayıfladığı günümüz ortamında hangi çocuğun kimin sütünü emdiği ve kimlerle arasında süt akrabalığı ilişkisinin meydana geldiği titizlikle takip edilmez ve bu konuda bir “toplumsal bilinç” oluşturulamaz ise, zaman içinde sütkardeşlerin birbiriyle evlenmesinin önüne geçilemez.

Günümüz ortamında gençler arasında duygusal ilişki bulunması artık ne yazık ki sıradan bir konu olarak telakki ediliyor. Bu şekilde bir ilişki sonucu evlenme noktasına gelmiş iki insana gelin de bu meseleyi anlatın! Bir de bu arızanın kitleselleştiğini düşünün! Giderek sütkardeşlerin evliliğinin kitleselleşmesi gibi küllî bir arızanın meydana gelmesi günümüz şartlarında son derece mümkün ve muhtemeldir.

Dolayısıyla “sedd-i zerâi’” (yani sakıncaya yol açabilecek şeylerin bizzat kendisi caiz olsa da sonuçları dikkate alındığında yasaklanması) babından, bu meselenin mutlak anlamda caiz olduğunu söylemek doğru değildir.

 

11- Süt Bankaları hususunda şu çözüm önerilebilir: Bebeği beslemekten vazgeçip, anneyi beslemek. Anneyi beslerseniz, bebeği beslemiş olursunuz. Hakikaten çok az da olsa bazı annelerin süt sorunu olabilir. Hatta bazıları estetik kaygılar nedeniyle bebeğini emzirmek istemiyor bile olabilir. İlki için yardım, ikincisi için ise ceza gereklidir.

Peki, anne sütünün olmamasının nedenleri ve yapılması gerekenler nelerdir?  Annenin sütü bir hastalık nedeniyle olmayabilir. Fakat bu durum fazlaca mevcut değildir. Ancak daha çok raftaki pestisit içeren, çok işlem görmüş, zararlı katkı maddeleri eklenmiş, besin değeri kaybolmuş kalitesiz sözde gıdalar, ilaçlar, kozmetikler, deterjanlar annenin süt üretmesini engeller. Mücadele edilmesi gereken asıl sorun bunlardır.

Her besin süt yapmaz. Keten tohumu, hurma, gün kurusu, siyah kuru üzüm, incir, sızma zeytinyağı, bakliyatlar, bal şerbeti, çörek otu, maydanoz, adaçayı, ayva, kabuklu ceviz, kabuklu badem vs. gibi besinleri yeterince alması ve sebze-meyveyi mevsimine göre tüketmesi annenin sütünün artmasını sağlar. Ayrıca ihtiyacı olan bebekli anneye “temiz gıda desteği” de sağlanabilir. Yeter ki amacınız, sütü olmayan annenin sorununu çözmek olsun. Yeter ki küresel aktörlerin fıtrata, dine, ahlaka aykırı olan bu planlarına alet olunmasın.

 

12- Süt Bankası uygulaması sakıncalı olup bu konuda şu önerilebilir: Şu anda başarıyla yürütülen “Aile Hekimliği” uygulamasında olduğu gibi; bir hasta nasıl ki “belirlenen aile hekiminden başkasına gidip muayene olamıyorsa, “sütü gelmeyen” ya da “yeterli sütü olmayan annenin” de, “belirlenen sütannelerden başkasına gitmesi engellenmelidir. Zira önemli olan, “sütü olan anneler ile olmayanları buluşturmaktır.” O halde bu buluşturma, “sağlık ocaklarında olduğu gibi herhangi bir “merkez”’de de olabilir, “sütanne”lerin, “belirlenen saatlerde eve gelmesi” ya da “bebeğin onun evine götürülmesi” şeklinde de olabilir. Böylece, muhtemel karışıklıkların da önüne geçilmiş olur ve herkes rahat eder. Aksi halde kuşkular sürer…

Sonuç…

Süt Bankası, başlangıç itibariyle helaldir, caizdir. Ancak nihayeti itibariyle harama kapı açma riski ve ihtimali vardır. Bu nedenle “sedd-i zerâi’” bâbından bu bankaların açılması caiz değildir.

Her ne kadar Süt Bankası ile ilgili bilgiler gözetim ve kayıt altında tutulmaya çalışılsa ve bu hususta teknolojiden faydalanılsa da zamanımızda da müşahede ettiğimiz gibi benzeri mevzularda karışıklıkların ve yanlışlıkların önüne geçilememektedir.

Belki bu hususta, kendi memleketinde sütanne ve bebekleri birebir buluşturma, sütanne ve bebekleri buluşturma merkezleri oluşturma ve bunları da keza en üst seviyede kayıt alında tutma, Süt Bankasına alternatif olabilir.