Rızkı köyde taksim edilmişlere, çiftçilere ithafen…

SORU: Rızkı köyde taksim edilmişlere, çiftçilere ithafen…

CEVAP:

a) (Zamanımızda köylerde yaşamak sıkıntıymış gibi algılanmakta, şehirlerde yaşamaya özenilmekte veya köyde şehir hayatı yaşanılmaya çalışılmaktadır. Örneğin rızkı köyde taksim olunmuş bir Müslüman; yumurtasını, yoğurdunu, ekmeğini, sebzesini, sütünü vs. gıdaları köyde üretebilecek iken, zamanımızda bunları şehirden temin eder hale gelmiştir. Çünkü bunları üretmek için çalışıp çabalamak Müslümanın ağırına gider olmuş ve “şehirdekiler kadar çok kazanıp lüks yaşama!” isteği gibi bir yanlış anlayışa düşmüş, “taksimata ve hakkında hayırlısı olana rızasızlık” gösterme hatasına duçar olmuştur. Hâlbuki şehrin hem maddi yönden hem de dînî açıdan “bir” getirisi varsa, “on” götürüsü vardır. Örneğin, sağlık hususunda şehirde yaşamanın bir kolaylığı var ise şehrin sağlığı heder edici on unsuru vardır ki bunların örnekleri çoğaltılabilir. Hâlbuki kulun imanını nasıl muhafaza edebileceğini bilen Cenâb-ı Hak, böylesi hayırlı olduğu için o kuluna bu şekil takdir etmiştir. Zira Cenâb-ı Hak bazen kişinin imanını fakirlikle bazen de hastalıkla muhafaza eder ki kulun hakkında hayırlı olan hal ve durum, imanını muhafaza edebildiği hal ve durumdur.)

b) (Nitekim ziraat ve ekip biçme hakkında birçok eserler ve haberler varit olmuştur ki, biz sizlere bunların bazılarını aşağıda aktaracağız inşallah…)

1- Enes (r.a)’den rivayetle Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman ağaç diker veya ziraat yapar ve sonra ondan bir insan veya bir kuş yahut bir hayvan yerse, bu o kişi için sadakadır.”

2- Cabir (r.a)’den şöyle rivayet edilmiştir: “Ekilen şeylerden çalınsa bile, onlar, onu diken için bir sadaka sayılır.”

c) Kur’an-ı Kerim’in birçok yerlerinde ziraatın fazileti zikredilmiştir. Ziraatın ayrı bir yeri ve önemi vardır, zira ziraat yapılmazsa insanoğlu ne yiyecektir?

Cenâb-ı Hak, “Sizi topraktan O yarattı ve size yeri imar ettirdi. O halde O’ndan mağfiret dileyin. O’na tevbe edin. Muhakkak Rabbim çok yakın ve (duaları) çok kabul edendir” buyurmuştur. (Hûd, 11/61) İmam Ebû Bekir Cessâs Râzî bu ayetle toprağı değerlendirmenin vacip olduğunu söylemiştir. (Bu değerlendirme), ister tarla olarak, ister bahçe olarak, isterse de bina yaparak olabilir.

d) Sadaka-i cariye’nin neler olabileceği ile ilgili zikredilen birçok maddenin yanında bir de şu vardır: “Bir kimse fidan diker de ondan istifade edilirse, onu diken kişi öldükten sonra da devamlı sevap ulaşır.”

e) Enes (r.a)’den rivayetle Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Eğer kıyamet vakti gelse ve sizden birinin elinde hurma fidanı varsa ve onu dikmeye gücü yetiyorsa, kıyamet kopmadan önce muhakkak onu diksin.”

f) Muaviye b. Kurre (r.a)’dan rivayete göre Ömer (r.a) Yemenli birkaç kişiyle karşılaştı ve “Siz kimsiniz?” diye sordu. Onlar; “Biz tevekkül ehliyiz” (yani hiçbir işte çalışmayız) dediler. Ömer; “Siz tevekkül davanızda yalan söylediniz. Gerçekten tevekkül eden kişi, daneyi toprağa atan ve sonra Allah’a tevekkül eden kişidir” buyurdu… (Hindistan hadis Âlimlerinden Zekeriyya Kandehlevî “Fezâil” (d. 1891), İmam Gazali “İhyâ” ve diğer bazı Hanefî fıkıh kaynakları…)

Bu yazı yorumlara kapalı.