Mehdi (a.s)’ın Masum olmasının manası nedir? İşlerini nasıl karara bağlar? Hayvanların dilini bilecek midir? Kıyasla hükmetmesi haram mıdır? Mehdi (a.s)’ın Vezirleri kimlerdir, kaç kişidirler ve hangi millettendirler? Vezirlerin emirleri yerine getirirken ihtiyaçları olan 9 şey nedir?

SORU: Mehdi (a.s)’ın Vezirleri kimlerdir, kaç kişidirler ve hangi millettendirler? Vezirlerin Mehdi (a.s)’ın emirlerini yerine getirirken ihtiyaçları olan 9 şey nedir? Mehdi (a.s)’ın masum olmasının manası nedir? Mehdi (a.s)’ın asrı dördüncü hayırlı asır mıdır? Mehdi (a.s) işlerini nasıl karara bağlar? Mehdi (a.s) hayvanların dilini bilecek midir? Mehdi (a.s)’ın kıyasla hükmetmesi haram mıdır? Rasûlullah (s.a.v) hayatta olsaydı Mehdi (a.s)’ın verdiği hükümlerin aynısını mı verirdi? Hak Teâlâ’nın ihdas etmek istediği işler mevcudatta vukua gelmeden önce Mehdi (a.s) Hak canibinden bu işlere muttali olacak mıdır? Allah (c.c), tasarruflar hususunda şahıslardan vukua gelecek olan meselelere/vakıalara Mehdi (a.s)’ı muttali kılacak mıdır? Mehdi (a.s) meseleler hakkında hükmü nasıl verecektir? Mehdi (a.s) da Rasûlullah (s.a.v) gibi Allah’ın (c.c) bir rahmeti midir?

CEVAP:

Hadis-i Şeriflerin içerdiği ve bunlara Sahih Keşfin de delalet ettiği bazı faideler (istifadeler) vardır. Bu (faideleri) Muhakkıkların İmamı, Dini ve Ümmeti İhya eden Muhyiddin Arabi et-Tâî el-Hâtimî el-Endülüsî’nin (eserinden) özetledim. (Muhyiddin Arabi rh.a) el-Futûhâtü’l-Mekkiyye (isimli eserinin) 366’ncı sayfasında özetle şöyle demiştir:

1- Hakikat Ehlinden Ârif-i Billâh olanlar müşahede, keşif ve ilâhî bir tarifle O’na biat ederler. (Mehdi a.s)’ın İlâhî/Rabbânî Ricalleri/Erleri vardır ki (onlar Mehdi a.s)’ın davasını ikame ederler ve O’na yardım ederler. Onlar vezirlerdir/yardımcılardır/danışmanlardır, memleketin ağırlığını/yükünü taşırlar, yüklendiği yük/üstlendiği iş hususunda (Mehdi a.s)’a yardım ederler. İşte bunlar 9 kişidirler, her biri bir Sahabenin kademi üzeredirler ki Allah Teâlâ onlar (yani bu Sahabeler) hakkında şöyle buyurmuştur: “Müminlerden Allah’a verdikleri sözde duran nice erler vardır. (İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir, kimi de şehitliği beklemektedir. Onlar asla verdikleri sözlerini değiştirmemişlerdir).” (el-Ahzâb/23) Bu (9 kişi) acemlerdendir/Arap olmayanlardandır, onların içinde hiç Arap yoktur, fakat Arapçadan başka bir dil konuşmazlar. Onların kendi cinslerinden olmayan bir muhafızları/koruyucuları vardır ki bu (koruyucu) asla/katiyen/ebediyen Allah (c.c)’ya asi olmamıştır, bu (koruyucu), vezirlerin/yardımcıların en has olanıdır ve en emin/en güvenilir olanların da en faziletlisidir…

Yani, sanki bu (son söylenenler) İsa (a.s)’a işarettir. Zira Enbiyadan/Peygamberlerden başka masum olan yoktur. Buna göre (Mehdi a.s)’ın en has veziri/yardımcısı (İsa a.s olmuş) olur. Ancak Mehdi (a.s)’ın masum oluşu (mevzuuna) gelince, (Mehdi a.s)’ın masumiyeti verdiği hükümler hususundadır. Buna (Muhyiddin Arabi)’nin daha sonraki sözleri işaret edecektir. Yahut (Mehdi a.s’ın masum oluşu), (yukarıda 4’üncü madde de geçen Mehdi a.s’ı istikamete sevkeden) yanlış yaptığında doğrultan (doğru olanı kalbine ilham eden) meleğe işarettir. (Mehdi a.s’ın masum oluşu ile işaret edilenin yanlış yaptığında O’nu doğrultan melek) olduğu hususunu (Muhyiddin Arabi)’nin; “Onların (Allah’a hiç isyan etmemiş) kendi cinslerinden olmayan bir muhafızları/koruyucuları vardır” sözü de teyit etmektedir. Zira İsa (a.s) onların/vezirlerin cinsindendir, çünkü (İsa a.s) da bir beşerdir. Fakat “cins” sözü bazen türün (tamamına) ıtlak olunur. Binaenaleyh İsa (a.s)’ın üzerine de geçerli olması doğru olmuş olur (yani masum olandan maksadın İsa a.s olduğu doğrulanmış olur), çünkü İsa (a.s) İsarailoğullarındandır, “Acem” lafzı da her ne kadar “Arap” olanların haricindekilere ıtlak olunsa da lakin “Farisilere” ıtlak olunması çoğunlukladır. Binaenaleyh İsa (a.s) onların/vezirlerin cinsinden yani türünden olmamış olur… Allah (c.c) en doğrusunu bilir…

2- (Muhyiddin Arabi rh.a) şu şiiri söylemiştir:

Bilesiniz ki, hatmu’l-evliya/Mehdi, şehittir

Âlemlerin imamının/Nebi (s.a.v)’in aynı ve yitiktir

O, âl-i Ahmed’den seyyid Mehdi’dir

O, mahvedip yok ederken (küfrü), keskin kılıçtır

O, bütün gamları/bulutları ve karanlıkları dağıtan güneştir

O, cömertlikte ilkbahar yağmurudur

(Muhyiddin Arabi) dedi ki: Onun/Mehdi (a.s)’ın (ortaya çıkma) zamanı gelmiştir. Onun/Mehdi (a.s)’ın vakti/mevsimi sizi gölgelemektedir. Geçen üç asra ilhak olan dördüncü asırda zuhur edecektir (yani üç hayırlı asra ilhak olan dördüncü hayırlı asırda Mehdi a.s zuhur edecektir, binaenaleyh Mehdi a.s’ın asrı dördüncü hayırlı asırdır). (Geçen üç asır şunlardır): Rasûlullah (s.a.v)’in asrı ki bu Sahabe asrıdır, sonra ondan sonra gelen asır, sonra ondan sonra gelen asırdır. Bu (durum) hadisi şerifte varit olan şu hususa işarettir: (Hadisi şerifte asırların hayırlı olması hali) 3 defa (zikredilmiş olup); “Asırların en hayırlısı benim asrımdır”, “Sonra onlardan sonra gelenler”, (“Sonra onlardan sonra gelenler” denilmiştir)… (Bunu Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir…) Bir rivayette ise 3 defa peş peşe bir defa da tek olarak varit olmuştur (yani bir defa “asırların en hayırlısı benim asrımdır” denilmiş sonra 3 defa “sonra onlardan sonra gelenler” denilmiştir)… Binaenaleyh peş peşe olan üç asra ilhak olunan (Mehdi a.s)’ın asrı olan dördüncü asır, tek başına olan bir asırdır (yani bu üç asrın peşi sıra gelmeyecektir)…

3- (Muhyiddin Arabi) dedi ki: Sonra bu üç asır ile dördüncü asır arasında ara devirler/asırlar/fasılalar vardır ki (bu arada birçok) işler/olaylar olmuştur, hevâ-hevesler yayılmıştır, çok kanlar dökülmüştür, kurtlar (koyun sürüsünü parçalayıp öldürdükleri gibi böyle olan insanlar da) memleketleri harap/ifsat etmiştir, fesat o kadar çoğalmıştır ki zulüm (denizi) dolmuş ve sel (olup) taşmıştır (her tarafı basmıştır), (yerini) zulme bırakarak adalet gündüzü dönüp gitmiş, hemen o anda (zulmün) gecesi gelmiştir…

4- (Mehdi a.s)’ın şehitleri, şehitlerin en hayırlısıdır, emînleri (vezirleri) emin/güvenilir olanların en güvenilirleridir…

5- Allah (c.c), gaybiyatında gizli (tutup) Mehdi (a.s) için sakladığı bir taifeyi/topluluğu O’na vezir/müsteşar/yardımcı eyler. (Allah c.c) keşif ve müşahede yoluyla (bu vezirleri) hakikatlere ve Allah’ın (c.c) kulları hakkındaki emrine muttali eylemiştir

6- (Mehdi a.s, vezirleriyle) olan istişaresi sonucu (işleri) karara bağlar/(olaylar hakkında) hüküm verir. (Bu vezirler ki), onlar Âriflerdir, öyle ki orada ne olduğunu bilen Ârifler…

7- Mehdi (a.s)’a gelince, O, hak kılıcının sahibidir. (O), medeni/seviyeli/gözlemci siyaset sahibidir. (Mehdi a.s) kendi derecesinin/mertebesinin/konumunun gerektirdiği kadar Allah’tan marifet/bilgi elde eder. Çünkü (Mehdi a.s) doğru olan (şeye) irşad olunmuş/doğruya muvaffak kılınmış bir halifedir…

8- (Mehdi a.s) kuşların ve hayvanların dilini bilir. Adaleti insanların ve cinlerin hepsine sirayet eder/kapsar…

9- “Müminlere yardım etmek üzerimizde bir hak oldu” (Rûm/47) ayeti, Allah’ın (c.c) (Mehdi a.s)’a danışman/yardımcı/müsteşar kıldığı vezirlerinin ilimlerinin sırlarındandır…

10- (Mehdi a.s’ın vezirleri/müsteşarları), Allah’ın (c.c) kendileri hakkında “Müminlerden Allah’a verdikleri sözde duran (sadakat gösteren) nice erler vardır. (İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir, kimi de şehitliği beklemektedir. Onlar aslaverdikleri sözlerini değiştirmemişlerdir)…” (el-Ahzâb/23) buyurduğu Sahabelerin kademleri üzeredirler. Allah (c.c) gece-gündüz sarıldıkları/müdavimi oldukları bu ayette onlara sıdk/sadakat ilminin halini ve zevkini vermiş, böylece onlar da sıdk/sadakatin yeryüzündeki “Seyfullah/Allah’ın kılıcı” olduğunu bilmişlerdir. Sıdk/sadakat kimde kaim olursa/bulunursa ve kim sıdk/sadakatle muttasıf olursa Allah Teâlâ mutlaka ona yardım eder. Çünkü sıdk/sadakat Allah Teâlâ’nın sıfatıdır, “es-sâdık” ise ismidir. İmam Mehdi (a.s) bunu (yani sıdk/sadakatin yeryüzündeki Allah’ın kılıcı olduğunu, sıdk/sadakat kimde kaim olursa ve kim sıdk/sadakatle muttasıf olursa Allah Teâlâ’nın mutlaka ona yardım edeceğini) bilince, zamanının en sadık kişisi olur. (Mehdi a.s)’ın vezirleri “hâdî”’dirler (yani doğru yolu gösteren/doğru yola ileten rehberler/mürşitlerdir), O ise Mehdi’dir (yani doğruya iletilendir). Bu miktar Allah ilmi Mehdi (a.s)’a vezirleri eliyle hâsıl olur…

(Bu meyanda) bir şiir:

İmam/Hükümdar vezire muhtaçtır… Felek âleminin varlığı da (zaten) bu ikisi üzerine döner (yani semadaki sistemler de bir güneş ve yıldızdan oluşur)…

Saltanatın/hükümranlığın eğer halleri düzelmez ise… Bu ikisinin (İmam ve vezirin) varlığına rağmen, o zaman (saltanat)helak olacaktır…

(Vezire ihtiyaç duyma hadisesinden) ancak Hak olan İlah müstesnadır… O’nun katında olan (saltanat), vezire ihtiyaç duymaz…

Hak olan İlah, saltanatında münezzehtir… Mahlûkatın O’nu bir şeye muhtaç olarak görmesinden…

11- Mehdi (a.s)’ın bütün ihtiyacı olan şeyler ki bunları vezirleri yapacaklardır ve vezirler de bunları yaparken şu 9 şeye ihtiyaçları olacaktır. (Bu 9 şeyin) onuncusu yoktur, 9’dan da eksik olmaz. (Bu 9 şey şunlardır):

1- Etkili/keskin/öteleri görebilen bir basiret

Allah’a daveti basiret üzere yapabilmesi için(etkili/keskin/öteleri görebilen bir basiret sahibi olmaları gerekir) ki (basireti) davet ettiği şey hususundadır, davet edilen kişi hususunda değildir. Allah Teâlâ Nebî (s.a.v) hakkında şöyle buyurmuştur: “Basiret üzere Allah’a davet ediyorum. Ben de, bana tâbi olanlar da (böyleyiz)…” (Yûsuf/108) Mehdi (a.s) da Nebî (s.a.v)’e tabi olanlardandır (binaenaleyh O’da Allah’a basiret üzere davet eder). Nebî (s.a.v) Allah’a davet ederken davetinde hata yapmaz, aynı şekilde Nebî (s.a.v)’e tabi olan (Mehdi a.s) da (Allah’a davet ederken davetinde hata yapmaz) zira O’nun izini adım adım takip eder…

2- İlkâ anında ilâhî hitabı tanımak/bilmek

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allah bir insana ancak vahiy yoluyla veya bir perde arkasından hitap eder yahut ona bir elçi gönderir…” (Şûrâ/51)

3- Allah Teâlâ’dan geleni tercüme etmesini bilmek

Bu husus Allah Teâlâ’nın ilkâ ve ilham ile mükâleme ettiği her kişi için geçerlidir. Binaenaleyh mütercim, vücuda getirdiği/var ettiği lafzî ve yazılı harflerin suretlerine amade/hazır olmuş olur ve bu suretin ruhu kelamullah’tan başkası olmaz…

4- Yöneticilerin/emirlerin mertebelerini/derecelerini/makamlarını tayin edebilme/belirleyebilme

Bu (ilim), yaratıldığı maslahatlar bakımından her mertebenin hakettiğini bilme ilmidir. Binaenaleyh bu ilmin sahibi, idareci/yönetici kılacağı kişinin nefsine bakar, bu kişi ile (tayin edeceği) makam arasında teraziyi kurar. Eğer makam kefesi ağır gelirse tartıda eşitlik görürse (yani terazinin kefeleri eşit gelirse bu kişiyi) o makama tayin eder. Eğer (idarecinin/yöneticinin kefesi) ağır gelirse onu o makama atar. Eğer makam kefesi (yöneticinin kefesinden) ağır gelirse onu atamaz…

5- Gazap içinde rahmet

Bu ise ancak (şeriatta) belirlenmiş had’ler ve tâzir (cezası için) geçerlidir, (bunların içinde rahmet gizlidir). (Şeriatta konulmuş bu had’ler ve tazir cezalarını yerine getirmenin) haricinde hâsıl olan gazaplanmaların içinde rahmet (olarak) bir şey yoktur, (onlar sadece gazaptan ibarettir)…

6- Mülkün (mahlûkatın) ihtiyaç duyduğu (mahsus/hissedilen ve ruhî) bütün rızıkların ilmini bilmek (ve bunları onlara sağlamak)

Bu da âlemin çeşitlerini bilmektir ki o da ancak iki şeydir: 1- Suretler âlemi 2- Enfüs âlemi. Bu iki âlemin haricinde bir âleme hükmetme yetkisi yoktur. Ancak bu iki âlemin dışında bir âlem, (vezirlerden birisini) kendi üzerlerine hükmettirirlerse bu müstesnadır, örneğin Cinler âlemi gibi…

7- İşlerin/meselelerin birbirinin içine girmesi/iç içe olması ilmini bilmek

Bu durum Allah Teâlâ’nın şu kavlinin manasıdır: “Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar…” (Hadîd/6)

İmam Mehdi (yukarıda zikredilen) bu hususu bilince, verdiği hükümlerde kendisine bir şüphe girmez. İşte bu, madde ve mana âleminde konulmuş bir terazidir…

İmam Mehdi’ye lazım gelen/üzerine gereken, ilahi tenzil yoluyla hâsıl olan ilim ile kıyas yoluyla hâsıl olan ilmi bir arada toplamasıdır. Mehdi (a.s) kıyas ilmini, onunla/kıyasla hüküm vermek için öğrenmez. (Mehdi a.s kıyas ilmini) ondan sakınmak için öğrenir (kıyas yaparak hüküm vermemek için öğrenir)… Mehdi (a.s) ancak Allah’ın (c.c), yanlış yaptığında kendisini doğrultması (doğru olanı kalbine ilham emesi) için gönderdiği meleğin ilkâ/ilham ettiği şeylerle hükmedebilir. İşte bu (durum), Hanîf Muhammedî Şeriattır ki eğer Muhammed (s.a.v) hayatta olsa idi ve o mesele/vakıa kendisine arzedilmiş olsaydı, Mehdi (a.s)’ın verdiği hükmün aynısını verirdi. Allah (c.c), bunun Muhammedî Şeriat olduğunu Mehdi (a.s)’a bildirir. Allah Teâlâ’nın (Mehdi a.s)’a verdiği nas’lar varken (Mehdi a.s)’ın kıyasla (hüküm vermesi) kendisine haramdır. İşte bundan dolayı Rasûlullah (s.a.v) Mehdi (a.s)’ın vasfını anlatırken şöyle buyurmuştur: “Benim izimi takip eder, bundan asla şaşmaz…”

Binaenaleyh böylece biz bilmiş olduk ki; “(Mehdi a.s) tabidir, müşerrî değildir” (yani Rasûlullah s.a.v’in şeriatına tabi olur yeni bir şeriat getirmez)… (Keza biz bilmiş olduk ki Mehdi a.s) masumdur. (Mehdi a.s’ın masumluğu/hatadan beri olması verdiği hükümlerdedir), dolayısıyla verdiği hükümlerde (hata yapmaz) zira masumluk hatadan masumluktur, aksi takdirde masumiyetin bir manası olmaz. Çünkü Rasûlullah (s.a.v)’in verdiği hükümlere hata nisbet edilmez, (bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur): “…Ve hevâdan söz söylemez.(O’nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir…” (Necm/3-4) (İşte Mehdi a.s’ın Rasûlullah s.a.v’in izini takip edip bundan şaşmayacağı hususu sabit olunca, Mehdi a.s için de verdiği hükümlerde hata yapmaması sabit olur…)

(Mehdi a.s)’ın masum olmasının manası, verdiği hükümler bakımındandır, (hükümler) dışındaki diğer hallerinde ise (Mehdi a.s) mahfuzdur, masum değildir. Zira “Peygamberlerden başkası için masumiyet yoktur”, Mehdi (a.s) ise bir Peygamber değildir bir Velî’dir, Velî’ler ise mahfuzdurlar masum değillerdir…

8- İnsanların ihtiyaçlarını görme/yerine getirme hususunda gayretle sa’yetmek

(İnsanların ihtiyaçlarını tespit etmek ve bu ihtiyaçlarını gidermek için azami cehdetmek), sair insanların değil de İmamın/Devlet Başkanının işidir/vazifesidir. Allah (c.c) onu (yani Devlet Başkanını/İmamı/Yöneticiyi) insanların maslahatlarını görüp gözetmesi (yerine getirmesi) için öne çıkarmıştır. Bu sa’y-u gayretin neticesinde (elde edeceği dereceler/nimetler) ise büyüktür. Bütün İmamların/Devlet başkanlarının çalışmaları/gayretleri başkaları hakkındadır kendi nefisleri hakkında değildir. Eğer Devlet Başkanının/İdarecinin, tebaası/vatandaşları ve bunların ihtiyaçlarının haricinde başka şeylerle uğraştığını görürseniz biliniz ki, bu fiilinden dolayı makamı onu azletmiştir, onunla avam arasında hiçbir fark yoktur…

9- Hassaten kendi (imameti) müddeti içerisinde kâinatta ihtiyaç duyduğu gaybî ilimleri bilmesi

İşte bu (yani hassaten kendi müddeti içerisinde kâinatta ihtiyaç duyduğu gaybî ilimleri bilmesi) hususu İmam Mehdi’nin imameti süresince (yani zuhurundan sonra) ihtiyacı olacağı şeylerin dokuzuncusu ve sonuncusu olup bunların haricinde hiçbir şeye ihtiyacı olmaz…

İşte bu durum ki Allah Teâlâ kendinden haber verip şöyle buyurmuştur: “O, her an yeni bir ilâhî tasarrufta/bir işte/bir yaratma halindedir/O, her gün yeni bir tecellidedir…” (Rahman/29) Bu (yani anlatılan husus) o günde âlemin içerisinde olduğu (hal/durumdur). Bu tecelli/tasarruf/yaratma, mevcudatta zuhur edip vaki olunca onu müşahede eden herkese malum olmuş olur. İşte bu mesele hususunda, İmam (Mehdi)’nin şanındandır ki Hak Teâlâ’nın ihdas etmek istediği işler mevcudatta vukua gelmeden önce (Mehdi a.s)’ın Hak canibinden (bu işlere/tasarruflara) muttali olma hali vardır. (Mehdi a.s), bu iş/tasarruf (mevcudatta) vukua gelmeden önce o gün o işe/tasarrufa muttali olur ve (bakar); eğer bu işte/tasarrufta tebaasının menfaati varsa Allah’a hamd ve şükreder ve (bu işe) sükût eder/susar. Eğer bu işte/tasarrufta ceza olarak bütün herkese veya bazı muayyen şahıslara belanın inmesi söz konusu ise, o zaman onlar için Allah’a dua eder, (Allah katında onlara) şefaat eder ve tazarruda bulunur. Böylece Allah (c.c) rahmetiyle ve fazlıyla onlardan bu belayı bertaraf eder/defeder, (Mehdi a.s)’ın duasına ve isteğine icabet eder. İşte bundan dolayı (bu belalar) mevcudatta (Mehdi a.s)’ın ashabının başına gelmeden önce Allah (c.c), (Mehdi a.s’ı bu işlere) muttali kılar…

Sonra Allah (c.c), bu işler/tasarruflar hususunda şahıslardan vukua gelecek olan meselelere/vakıalara (Mehdi a.s)’ı muttali kılar. (İşte bu şahıslar Mehdi a.s)’a sıfatları/görünüşleri ile ayan olur, öyle ki onları gördüğünde bu kişilerin kendisine gösterilen kişilerin aynısı olduğunda hiç şüphe etmez. Sonra Allah Teâlâ (Mehdi a.s)’ı bu mesele/vakıa hakkında meşru olan hükme muttali kılar, (meşru olan bu hüküm) Allah’ın (c.c) Nebî (s.a.v)’e onunla hükmetmesini meşru kıldığı (hüküm) olup, (Mehdi a.s) ancak bu hükümle hükmeder ve bundan asla şaşmaz. Eğer Allah Teâlâ (Mehdi a.s)’a bazı meselelerde/vakıalarda hükümleri açmaz (kapalı kalırsa) ve (Mehdi a.s) için bu (vakıalar hususunda) bir keşif de hâsıl olmazsa, bu takdirde (bu meseleler) muaf olup mübah hükmüne ilhak eder

Mehdi (a.s) kendisine (meselelerin/vakıaların şeriattaki hükmü) bildirilmeyince anlar ki (bu meselenin muaf olması yani hükmünün mübah hükmüne ilhak olunması,) şeriatın bu meseledeki hükmüdür (zira eğer “mübahlıktan” başka bir hükmü olsaydı O’na mutlaka bildirilirdi, ayan olurdu)…

(Mehdi a.s) din hususunda reyden/görüşten ve kıyastan masumdur. Zira Peygamber olmayan bir kişinin Allah’ın dininde kıyas yapması, bilmediği bir şeyle Allah’ın üzerine hüküm vermesi demektir, çünkü (kıyas), illet ileri sürmek olup ihtimaldir ki Allah (c.c) bu illeti ileri sürmek istememiş olabilir ve Allah’ın izin vermediği bir hükümle şeriatta hüküm vermek olmuş olur. İşte bu durum Mehdi (a.s)’ı Allah’ın (c.c) dininde kıyas yapmaktan meneder/alıkoyar. Özellikle (Mehdi a.s), Nebî (s.a.v)’in muradının bu ümmet için “mükellefiyette hafifletme” olduğunu bildikten sonra (kıyas yapmaz). İşte bundan dolayı Rasûlullah (s.a.v) (dini hükümlerde) “Sizi bıraktığım sürece beni bırakın” (Buhârî ve Müslim) buyuruyordu ve hükümlerin artmasından endişelendiğinden dolayı din (hükümleri) hususunda soru sorulmasından hoşlanmıyordu. (Mehdi a.s), (kendisine hükmü belirtilmeyip) sükût edilen her şeyi, bu hususta belirli bir hükme muttali olamadığı (zaman), aslın hükmüyle muaf kılar (yani eşyanın aslının hükmü üzere olup mübah eyler). Keşif ve bildirme yoluyla Allah’ın (c.c) (Mehdi a.s’ı, hükmüne) muttali kıldığı (şeyler ise, o) meselede Muhammedî Şeriat’ın hükmüdür. Allah (c.c) mübah olan şeyde (Mehdi a.s)’ı (bu şeyin) mübah ve muaf olduğuna muttali kılar…

Allah (c.c), dua edip istemesi için (Mehdi a.s)’ın tebaası hakkındaki her maslahata (Mehdi a.s)’ı muttali kılar. (Keza) Allah (c.c) (Mehdi a.s)’ın tebaasının başına getireceği (belalara Mehdi a.s)’ı muttali kılar ki(Mehdi a.s bu belaların) bertaraf edilmesi/defedilmesi için Allah’a (dua) etsin, zira (bu belalar) bir cezadır…

Mehdi (a.s) Allah’ın (c.c) bir rahmetidir, tıpkı Rasûlullah (s.a.v Allah’ın c.c bir rahmeti) olduğu gibi ki Allah Teâlâ (Rasûlullah hakkında) şöyle buyurmuştur: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik…” (Enbiyâ/107) Mehdi (a.s) Rasûlullah (s.a.v)’in izini takip edip ondan şaşmayacağına göre o halde (Mehdi a.s)’ın da bir rahmet olması lazım gelir…

İşte bu 9 hususun tamamı, İmam Mehdi (a.s)’ın haricinde, Din İmamları olan Allah Teâlâ’nın ve Rasûlünün Halifelerinden hiçbirinde kıyamete kadar bir arada toplanmamıştır. Keza özellikle Mehdi (a.s)’dan başka (Allah Teâlâ’nın ve Rasûlünün Halifelerinden hiçbiri) için Rasûlullah (s.a.v) “kendisine varis olup izini takip edeceğini ve hiç şaşmayacağını” belirtmemiştir

Şüphe yok ki, Rabbinden kulları için meşru kıldığı hükümleri tebliğ etme hususunda Rasûlullah (s.a.v)’in masum olduğuna akli delilin şahitlik ettiği gibi, (Mehdi a.s)’ın verdiği hükümlerde de masum olduğuna Rasûlullah (s.a.v) şahitlik etmiştir

(el-İşâatü li-Eşrâti’s-Sâati, Müellif; Şerif, Seyyid Muhammed b. Rasûl el-Hüseynî el-Berzencî)

 

 

Bu yazı yorumlara kapalı.