Kişi üç mü kıldı dört mü kıldı diye namazında şüphe ederse ne yapar?

SORU: Bir kimse üç mü kıldı dört mü kıldı diye namazında şüphe ederse ne yapar?

CEVAP:

Bir kimse üç mü kıldı dört mü kıldı diye namazında şüphe eder ve bu durum hayatında ilk kez başına geliyorsa namazı yeni baştan kılar. Lakin bu durum o kişiye birçok kez arız olmuşsa, zannı galibine göre bina eder ve ka’de yapması gerektiğini zannettiği her yerde[1] ka’de yapar. Şayet bir zannı galibi yoksa yakîn[2] bilginin yani en az olanın (kıldığını kesin olarak bildiği rekâtların) üzerine bina eder ve her iki surette de sehiv secdesi yapar…[3] (Teshîl li-Mesâi’l-Kudûrî)

 

[1] “El-İnâye” sahibi buna misal verip şöyle demiştir: Bunun açıklaması (şöyledir); şayet şüphe dört rekâtlı (bir namazda) vaki olup, birinci rekât mı ikinci rekât mı (diye şüpheye düşerse), araştırmanın (sonucuna) göre amel eder. Eğer araştırmasının (sonucu) bir (kanaate) varmazsa, en azının üzerine bina eder ve (kıldığı rekâtı) birinci rekât sayar, sonra ikinci rekât olma ihtimaline (binaen) ka’de yapar, (çünkü ikinci rekâtta) ka’de vaciptir. Sonra (ka’deden) kalkar, bir rekât daha kılar ve (yine) ka’de yapar, çünkü biz hüküm olarak (bu rekâtı) ikinci rekât saydık. Sonra (ka’deden) kalkar, bir rekât daha kılar ve (bu rekâtın) dördüncü rekât olma ihtimaline (binaen yine) ka’de yapar. Sonra (ka’deden) kalkar, bir rekât daha kılar ve (yine) ka’de yapar, çünkü biz hüküm olarak (bu rekâtı) dördüncü rekât saydık, (dördüncü rekâtta) ka’de yapmak ise farzdır. Üç rekâtlı namaz da, (keza) bu (tafsilattaki duruma) kıyas üzeredir…

[2] Yakîn, Zan ve Vehim arasındaki fark nedir? Hatıra gelen bir şey yakîn (yani kat’î, kesin, şüphesiz, yüzdeyüz) derecesine varırsa ona “ilim” denilir. İki tarafı müsâvi (eşit) olursa “şek” adı verilir. Bir tarafı tercih edilirse ona “zan”, tercih edilmeyen tarafa da “vehim” derler. Tercih fazla fakat kesinlik derecesine varmazsa buna da “galebe-i zan (zannı galib)” (kanaat getirme) denir… (Hâşiyetü İbn-i Âbidîn, Sehiv Secdesi Bahsi)

[3] “el-Kudûrî”, en az olanın (kıldığını kesin olarak bildiği rekâtların) üzerine veya zannı galibine göre bina (edip kıldığında) sehiv secdesi (gerektiği hususunu) zikretmemiştir…

Ancak “ed-Dürrü’l-Muhtâr” sahibi (bu hususu) zikredip, “ister araştırma (sonucuna) göre hareket etsin, ister (kıldığı kesin olarak bilinen rekâtlardan) en az olanın üzerine bina etsin, şüphenin vaki olduğu bütün suretlerde sehiv secdesi yapar”(demiş) ve bu (hükmü) de “el-Fethu’l-Kadîr”’e isnad etmiştir.

Sonra da şöyle demiştir: “Lakin “es-Sirâc”’da,  (kıldığını kesin olarak bildiği rekâtlardan) en az olanı alıp (bunun üzerine bina ederse) mutlak olarak (sehiv) secdesi yapar. Zannı galibe göre (amel ettiğinde) ise eğer bir rükün miktarı düşünürse sehiv secdesi yapar” (denilmiştir)…

“el-Feth”’in ibaresi ise şöyledir: Şayet araştırmasının (sonucu bir kanaate) varırsa namazı (bu kanaate göre) tamamlar ve sehiv secdesi yapar. (İster) araştırma (sonucuna) göre hareket etsin ister (kıldığı kesin olarak bilinen rekâtlardan) en az olanın üzerine bina etsin, şüphenin vaki olduğu bütün suretlerde sehiv secdesi yapar. “El-Hidaye” ve “en-Nihâye” de (bu mevzu anlatıldığında sehiv) secdesi (yapılmasının gerektiğini) zikretmeyi gözden kaçırmama (unutmamak) gerekirdi. Şayet araştırmasının (sonucu bir kanaate) varmazsa, (kıldığı kesin olarak bilinen rekâtların) en az olanın üzerine bina eder…

“İbn-i Âbidîn eş-Şâmî”, es-Sirâc’da (zikredileni) teyid ederek şöyle demiştir: Şayet araştırır ve (bunun sonucunda) zannı bir tarafa galebe çalarsa, onunla amel etmesi lazımdır. Bu (kişinin) üzerine (sehiv) secdesi lazım gelir demenin ise bir vechi yoktur. Ancak (yukarıda) geçen tafsilatta olduğu üzere düşünmesi uzun sürerse, (bu takdirde ona sehiv secdesi lazım gelir)…

Ben (yani müellif) derim ki: “El-Feth”’in söylediği sahihtir. Çünkü  (el-Feth’in söylediği), Abdullah b. Mesud (r.a)’dan merfu olarak (rivayet edilen ve) ittifakla sahih (olan); “sizden birisi namazında şüpheye düşerse, doğruyu araştırsın ve onun (yani kanaatinin) üzerine tamamlasın, sonra selam versin, sonra iki secde yapsın” hadisi ile müeyyeddir. (Bu hadisi) “Buhârî, Namaz Kılacak Kimsenin Nerede Olursa Olsun Kıble Cihetine Yönelmesi Babı’nda”, “Müslim İse, Sehiv Secdesi Babı’nda” tahric etmiştir. (Yukarıda zikredildiği gibi) sehiv secdesinin vacip olmasını “uzun süre düşünmek” ile kayıtlama hususunda bir nas varid olmamıştır. Haddi zatında Hanefilere göre “kıraat yapmadan bir rükün miktarı (düşünüp beklemek sehiv) secdesini mucip (kılsa da, bu hususta bir nas varid olmamıştır)…

Bu yazı yorumlara kapalı.