Alacakların zekâtı hakkında bilgi verir misiniz?

SORU: Alacakların zekâtı hakkında bilgi verir misiniz?

CEVAP:

Alacaklar hususunda İmam Ebû Hanife ve İmameyn ihtilaf etmişlerdir.

A- Ebû Hanife (rh.a)’e göre alacaklar üç çeşittir;

1- Kuvvetli alacaklar: Alacak kendi başına veya kişinin diğer mallarıyla birlikte hesaplandığında nisabı doldurur, üzerinden de bir sene geçerse zekât vacip olur. (Yıl’ın hesaplanması, borçlunun parayı iltizam ettiği zamandan yani alış-veriş vaktinden itibarendir.) Ancak zekâtı hemen eda etmesi gerekmeyip, nisabın beşte birini alınca vermesi vacip olur, (örneğin, nisap 200 dirhemdir, alacağından ise nisabın beşte biri olan 40 dirhemini alırsa, bu miktarın zekâtı olan 1 dirhemini zekât olarak verir). İkinci beşte biri (yani ikinci 40 dirhemi) aldığında da yine hesaplar ve verir. (İmam Ebû Hanife’ye göre) iki (40 dirhemin arasındaki) ziyade de bir şey yoktur, (örneğin, 45 dirhem alırsa, beş dirheminde zekât yoktur, keza 30 dirhem alırsa, ikinci beşte bir yani ikinci 40 dirhem tamamlanmadığı için zekât olarak yine bir şey vacip değildir). (Sadece tam olarak tahsil edilen 40 dirhem de zekât vardır.) Bu alacağını tahsil ettikten sonra geçmiş senelerin zekâtını vermek de vacip olur.

(Borç olarak verilen paralar) ve ticaret malının bedeli (parası) gibi alacaklar, kuvvetli alacaklardır.

2- Orta alacaklar: (Alacak kendi başına veya kişinin diğer mallarıyla birlikte nisabı doldurur), üzerinden de bir sene geçerse zekât vacip olur. (Yıl’ın hesaplanması, esah kavle göre, borçlunun parayı iltizam ettiği zamandan yani alış-veriş vaktinden itibarendir.) Ancak zekâtı hemen eda etmesi gerekmeyip, nisap (miktarınca alacağından) tahsil edince zekâtı vermesi gerekir. (Ancak bu alacak, kişinin diğer mallarıyla birlikte hesaplandığında nisabı dolduruyorsa, alacaktan nisap miktarını tahsil etmeyi beklemeyip zekâtını verir.)

Ticaret için olmayan malın bedeli (parası), (ev kirası, satılan evin parası), hizmet için köle ve (ihtiyaç duyulan elbise) gibi (aslî ihtiyaçlarla ilgili şeylerin satımından doğan) alacaklar orta derecedeki alacaklardır.

3- Zayıf alacaklar: (Alacak kendi başına veya kişinin diğer mallarıyla birlikte nisabı doldurur), üzerinden de bir sene geçerse zekât vacip olur. Ancak zekâtı hemen eda etmesi gerekmeyip, nisabın tamamını alınca zekâtı vermesi gerekir. (Yıl’ın hesaplanması, alacaktan nisap miktarı mal tahsil edildiği andan itibarendir.)

(Mehir, miras, vasiyet, hul’ bedeli[1], kasten adam öldürmenin diyet bedeli, hata ile adam öldürmenin diyet bedeli gibi mal olmayan varlıkların bedeli olan alacaklardır. Çünkü mehir, kocanın karısından aldığı bir mal karşılığında verdiği bir şey değildir. Keza hul’ (boşanma bedeli), karının kocasına vereceği bir malın karşılığı değildir. Diyet, sulh bedeli ve miras da, bir malın karşılığı olan alacaklar değildir.) (İbn-i Âbidîn, Zekât Bahsi)

(Yukarıdaki kuvvetli, orta ve zayıf alacakların her biri için zekât vermek farzdır. Ancak zekâtın edası alacak tahsil edildiği zaman vacip olur. Kuvvetli alacaklarda nisabın beşte biri, orta ve zayıf alacaklarda ise nisap miktarı paranın tamamını alınca -başka nisap miktarı malı yok ise- zekât vermesi gerekir. Zayıf alacaklarda ayrıca, yeni bir kazanç elde etmek gibi olduğunda tahsil edildikten sonra -başka nisap miktarı malı yok ise- üzerinden bir yıl geçmesi gerekmektedir.)

Ayrıca yukarıdaki zayıf, orta ve kuvvetli alacaklardaki hükümler, alacağı olan kişinin bu alacaklardan başka nisap miktarı malı olmadığı durumda geçerlidir. Eğer bu alacaklarından başka nisap miktarı malı var ise, o takdirde bu alacaklardan ne kadar tahsil ederse, o kadarını elindeki diğer nisaba ekler ve zekâtını verir. Alacağını tahsil ettikten sonra ayrıca üzerinden yeni bir sene geçmesini beklemez. Zira bu durumda tahsil edilen alacak, sene içerisinde nisabın haricinde kazanmış olduğu mal gibidir. (Bilindiği gibi sene içerisinde kazanılan malın, ana mala eklenmesi zekât bakımından zorunludur.) (İbn-i Âbidîn, Zekât Bahsi)

 

B- İmameyn (rh.aleyhima)’ya göre alacaklar;

İmameyne göre bütün alacaklar eşit olup zekâtlarını vermek vaciptir. Bir kimse, alacağından az veya çok bir şey tahsil ederse, (üzerinden sene geçsin veya geçmesin, ister bu alacağı tek başına nisabı doldursun ister diğer malı ile nisabı doldursun) onun zekâtını vermesi gerekir. (Zira bunların hepsi mal olmakta birdir.) (Borçlunun yanında sene geçmesi, alacaklının yanında geçmiş gibidir.) Ancak bu durumdan kitabet, siâyet[2] ve bir rivayete göre diyet borcu bundan müstesnadır, bunlardan nisap miktarı alınıp üzerlerinden de bir sene geçmedikçe zekâtları verilmez, (keza geçmiş senelere ait zekâtlarını ödemekte lazım gelmez). (İbn-i Âbidîn, Zekât Bahsi)

 

[1] Hul’; kadının kocasına belli bir mal veya para vererek boşamasını talep etmektir.

[2] Siâyet bedeli olan borç; yani bir kimse kölesinin bir kısmını azat edip, diğer bir kısmının bedelini ödemek üzere kölenin çalışmasını isterse, kölenin bu çalışmasına “siâyet” denir.

 

Bu yazı yorumlara kapalı.