Zekâtlarımızı, fitrelerimizi, öşürlerimizi vermezsek ne olur? Başımıza dünya-ahiret ne gelir?

SORU: Zekâtlarımızı, fitrelerimizi, öşürlerimizi vermezsek ne olur? Başımıza dünya-ahiret ne gelir?

CEVAP:

Zekât, öşür, fitre, zenginlerden fakirlere verilen bir lütuf ve ihsan değil, fakirlerin hakkıdır, hak olan şey güzellikle verilmezse İLAHİ ADALET o hakkı söke söke alır fitil fitil ödetir…

Zekâtlarımızı, fitrelerimizi, öşürlerimizi vermezsek; ailemizde huzursuzluk, eşlerimizle geçimsizlik, evlatlarımızda hayırsızlık, paramızda bereketsizlik, bedenimizde sıhhatsizlik, hayatımızda tatsız-tuzsuzluk olur, yaşantımızda mutsuzluk, günlerimizde umutsuzluk olur…

a) Âli İmrân sûresi 180. ayette bildirildiği üzere, cimrilik yüzünden zekâtı verilmeyen mallar, kıyamet gününde sahipleri için bir şer olacaktır… Âli İmrân sûresi 180. Ayet: “Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır…”

b) Tevbe sûresi 34-35. ayette bildirildiği üzere, Allah yolunda harcanmayan zekâtı verilmeyen altın ve gümüşler Cehennem ateşinde kızdırılacak ve sahiplerinin alınları, böğürleri ve sırtları onunla dağlanacaktır… Tevbe sûresi 34-35. Ayet: “Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele. O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi, tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek…”

c) Deylemî, Müsned-i Firdevs’te zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her sene zekâtı verilmeyen mal mel’ûndur/lanetlidir… Her kırk gecede bir belâlanmayan (hastalık dert vs. gelmeyen) beden mel’ûndur ki ayak sürçmesi, musibet, hastalık, tırmıklanmak, göz seğirmesi ve bunların fevkindeki her sıkıntı verici şey belâdan sayılır…”

d) Deylemî, Müsned-i Firdevs ve Kenzü’l-Ummâl’da zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazla zekâtı birleştirinceye kadar, ZEKÂT VERMEYEN BİR ADAMIN NAMAZINI ALLAH KABUL ETMEZ. Şüphesiz ki Allah, namaz ve zekâtı birleştirmiştir. Artık siz onların arasını ayırmayın…”

e) Taberânî Mu’cemü’l-Evsat’ta zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Zekâtın verilmemesi, karada ve denizde malların telefine sebep olur…”

f) Buhâri’de zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ kime mal verir de o kişi zekâtını ödemezse; kıyamet günü, zekâtı verilemeyen mal, sahibi için çok zehirli bir yılan suretine çevrilir. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde, mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzıyla sahibinin çenesini iki taraftan yakalar ve sonra: “Ben senin malınım, zekâtını vermediğin malınım…” der…

g) Buhârî’de zikredildiği üzere Ebu Zer (r.a) şöyle der; Rasûlullah (s.a.v)’e geldim, Kâbe’nin gölgesinde oturuyordu, beni görünce bana dönerek; “Kâbe’nin Rabbinin hakkı için, onlar zararda olan kimselerdir…” buyurdu. Kendi kendime “Eyvah, benimle ilgili bir şey mi indirildi?” diyerek; “Anam-babam sana feda olsun, kimdir onlar ya Rasûlullah!” dedim. Rasûlullah (s.a.v): “Malı çok olanlar! Ancak mallarını hayırlara ve iyilikle, sağındaki ve solundaki muhtaç ve fakirlere verenler müstesna…” buyurdu…

h) Beyhakî, Şuabu’l-İman’da zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kendisine verilen malda Allah Teâlâ’ya itaat eden servet sahibi mahşere getirilir, malı da önüne konulur. Her ne zaman sırat köprüsü onu sallasa, malı ona: “Sen yoluna devam et (korkma), çünkü sen Allah’ın bendeki hakkını (zekâtı, öşrü, fitreyi) ödedin…” der… Sonra malında Allah Teâlâ’ya itaat etmeyen (zekâtı, öşrü, fitreyi vermeyen) kişi malı omzuna yüklenmiş olduğu halde getirilir, her ne zaman sırat onu sallasa, malı ona; “Yazıklar olsun sana, Allah’ın bendeki hakkını niçin ödemedin…” der ve bu hal, o kişi kendi helâkını ve ölümünü çağırıncaya kadar devam eder…”

ı) Buhârî, Nesâî, Mâlik, Beyhakî, Cem’u’l-Fevâid’de zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kimin malı olup da onun zekâtını vermezse o mal, kıyamet günü sahibi için dazlak başlı ve iki gözü arasında kara bir nokta bulunan büyük bir ejderha şeklinde gelip boynuna dolanacak ve onu iki dudağı ile yakalayacak. Sonra şöyle diyecek; “İşte ben senin o biriktirip de zekâtını vermediğin malınım…” Sonra Rasûlullah (s.a.v) şu ayeti okudu: “Allah’ın bol nimetlerinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Bilakis bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey Kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır…” (Âl-i İmrân 180)

j) Deylemî, Müsned-i Firdevs’te zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde Allah, zekât vermeyene, yetim malını yiyene, büyü yapana ve aldatana rahmet nazarıyla bakmayacaktır…”

k) Taberânî Mu’cemü’l-Evsat, Deylemî’de zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir kavim/toplum zekât vermezse, mutlaka Allah onlara kıtlık verir…”

l) Müslim’de zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Define (altın, gümüş, para) sahibi definenin (altının, gümüşün, paranın) hakkını (zekâtını) vermezse, kıyamet gününde definesi (altını, gümüşü, parası) dazlak başlı bir ejderha olup ağzını açarak onu kovalayacaktır. Ona yaklaştığı zaman ondan kaçacak, ejderha ise arkasından; “Gel sakladığın defineni (altınını, gümüşünü, paranı) al… Benim ona ihtiyacım yok…” diye seslenecektir. Ondan kurtuluş olmadığını anlayınca, kişi elini onun ağzına sokacaktır. Ejderha da onun elini, hurma hasırını parçalar gibi parçalayacaktır…”

m) Ebû Dâvûd, Nesâî’de zikredildiği üzere, bir kadın, kızı ile beraber Rasûlullah (s.a.v)’e geldi. Kızın elinde iki tane altından kalın bilezik vardı. Rasûlullah (s.a.v); “Bunların zekâtını verdin mi?” diye sordu. Kız; “Hayır” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v); “Kıyamet gününde Allah’ın bunları ateşten iki bilezik yapıp koluna takmasını ister misin?” buyurdu. Bunun üzerine kadın derhal bilezikleri çıkarıp Rasûlullah (s.a.v)’in önüne bırakarak; “Bunlar, Allah ve Resulünündür…” dedi…

n) Ebû Dâvûd’da zikredildiği üzere, Aişe (r.anha) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v) yanıma girdi. Elimde kaşı olmayan iki iri gümüş yüzüğü görünce; “Bu nedir ey Aişe?” diye sordu, ben; “Ey Allah’ın Resulü! Senin için süsleneyim diye bunları taktım…” dedim. Rasûlullah (s.a.v); “Bunların zekâtını veriyor musun?” diye sordu, ben; “Hayır” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v); “Bunlar ateş olarak sana yeter…” buyurdu…

o) İsmail Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-Beyân tefsirinde zikredildiği üzere, bir defasında Musa (a.s), huzur ve huşû ile namaz kılan bir adama rastladığında; “Ya Rabbi! Bu kulun ne güzel namaz kılıyor…” dedi. Allah Teâlâ da; “O, her gün ve gecede bin rekât namaz kılsa da, bin köle azad etse de, bin cenaze namazı kılsa da, bin kere hacca gitse de, bin kere savaşıp gaza etse de, malının zekâtını ödemedikçe bunlar ona (hiçbir) fayda vermez…” buyurdu

p) Buhârî, Nesâî, Cem’u’l-Fevâid’de zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz kıyamet gününde koyun sırtında meleyerek gelecek ve (şefaat istemek için) bana: “Ey Muhammed” diye seslenecek, Ben ise ona: “Ben (zamanında) tebliğ ettim, artık senin için bir şey yapamam…” diyeceğim… Yine biriniz kıyamette bağıran deveyi sırtına yüklenmiş bir halde gelecek ve Bana: “Ey Muhammed” diye seslenecek, Ben de ona; “Ben tebliğ ettim, artık senin için bir şey yapamam, sen kendine yapacağını yaptın…” diyeceğim…

r) Taberânî Mu’cemü’s-Sagîr ve Mu’cemü’l-Evsat’ta zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde fakirlerden dolayı zenginlerin vay haline! Çünkü onlar şöyle diyeceklerdir: “Ey Rabbimiz! Bu zenginler bize haksızlık ettiler. Bizim için onlara farz kıldığın hakkımızı (zekâtı) vermediler…” Allah Teâlâ da şöyle buyuracaktır: “İzzetim ve Celâlimin hakkı için, sizi (cennete) yaklaştıracağım, onları uzaklaştıracağım…” Rasûlullah (s.a.v) daha sonra şu ayeti okudu: “Onların mallarında, dilenen ve yoksullar için belirli bir hak vardır…” (Meâric, 70/24-25)

s) Rasûlullah (s.a.v); “Beş şey beş şeyin bedelidir…” buyurunca Sahabe; “Ya Rasûlullah “beş şey beş şeyin bedelidir” ne demektir?” diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle cevap verir:

1- “Bir toplum ne zaman yapmış oldukları ahdi (anlaşmayı) bozarsa, Allah Teâlâ düşmanlarını onların üzerine musallat kılar…”

2- “Bir toplum ne zaman Allah’ın indirmiş olduğu kanunun dışında bir kanunla hüküm verirse, o toplumu fakirlik ve sefalet kuşatır…”

3- “Bir toplumda fuhuş (zina) çoğalırsa, Allah Teâlâ onlara Tâûn (virüsün oluşturduğu bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık) musallat eder…”

4- “Bir toplum ölçü ve tartıda eksiklik yaparsa, Allah Teâlâ onlardaki bolluk ve refahı alır ve onlar üzerine kıtlık gönderir…”

5- “Bir toplum zekât vermekte kusur ederse, Allah Teâlâ onlar üzerine yağmuru yağdırmaz…” (Hindistan hadis Âlimlerinden Zekeriyya Kandehlevî “Fezâil”)

t) Buhâri ve Müslim’de bildirildiği üzere “her gün iki melek, malını fakirlere verene yenisinin verilmesi, vermeyenin malının da telef edilmesi için Allah’a dua eder…”