Ramazana başlama hilali hususunda muvakkitlerin yani gök bilimcilerin/astronomların sözüne göre hareket edilir mi, hesaplamalara itibar olunur mu?

SORU: Ramazana başlama hilali hususunda muvakkitlerin yani gök bilimcilerin/astronomların sözüne göre hareket edilir mi, hesaplamalara itibar olunur mu? 

CEVAP:

Halkın oruç tutmalarının farz olması için muvakkitlerin[1] sözüne itibar olunmaz. Mezhebimize göre adalet sahibi olsalar bile sözleri kabul edilmez.

Hatta el-Mirâc isimli eserde şöyle denilmiştir: “Ulemanın ittifakıyla muvakkitlerin sözü muteber değildir. Müneccimin (gök bilimcinin/astronomun) kendi yaptığı hesap doğrultusunda amel etmesi caiz değildir.”

en-Nehir ve el-Îzâh isimli eserde şöyle denilmiştir: “Sahih kavle göre adalet sahibi olsalar bile muvakkitlerin, “filan gece hilal gökyüzünde görülecektir” demeleri ile oruç tutmak lazım gelmez.

Şafiilerden İmam Sübkî’nin bir telifi vardır ki, bu eserde, hesap kesindir (diye) müneccimlerin/muvakkitlerin (gök bilimcilerin/astronomların) sözünü kabule meyletmiştir.

Ben (İbn-i Âbidîn) derim ki: Sübkî’nin sözünü kendi mezhebinden sonradan gelen müteahhirîn Ulema reddetmiştir. İbn-i Hacer ile Remlî, el-Minhâc’ın iki şerhinde Sübkî’nin sözünü reddedenlerdendirler.

Şafi olan Remlî’nin “Feteva’ş-Şihâb Remlî el-Kebîr” isimli eserinde bildirdiğine göre kendisine Sübkî’nin şu meselelerdeki kavlinden sorulmuştur:

1- Ayın otuzuncu gecesi hilalin görüldüğüne bir beyyine/şahit şahitlik etse, hesap erbabı ise hesaba göre o gece hilali görmenin mümkün olmadığını söyleseler, hesapçıların kavli ile amel olunur, çünkü hesap katîdir/kesindir, (insanların yaptığı) şahitlik ise zannîdir. Onun (Sübkî’nin) bu kavli ile amel edilir mi?

2- Ayın (Şabanın) yirmi dokuzuncu günü hilal gündüz vakti (yani fecr-i sânî’den sonra) güneş doğmadan önce görülse (doğsa), bir beyyine/şahit ise Şabanın otuzuncu gecesi Ramazan hilalinin görüldüğüne şahitlik etse, bu şahitlik kabul edilir mi edilmez mi? Çünkü ay kâmil (yani günlerinin sayısı) tamam olursa, hilal iki gece kaybolur, (ayın günlerinin sayısı) noksan olursa hilal bir gece kaybolur.

3- Hilal üçüncü gece yatsının vakti girmeden önce kaybolursa (ne yapılır)? Zira Peygamber (s.a.v) (üçüncü gece) yatsıyı, ay kavuştuğu (gökyüzünde belirdiği) vakitte kılardı.

Bu üç yerde de şahitlikle amel edilir mi edilmez mi diye Remlî’ye sorulmuş, Remlî de şu cevabı vermiştir:

“Bu üç meselede de beyyinenin/şahidin şahitliği ile amel olunur. Çünkü şeriat sahibi, şahitliği yakîn/yüzde yüz yerine kabul etmiştir. Sübkî’nin sözü ise müteahhirîn Ulemadan bir cemaat tarafında reddedilmiştir. Beyyine/şahitlik ile amel etmede Peygamber (s.a.v)’in namazına muhalefet de yoktur.”

Bizim söylediğimizin vechi şudur ki; Şârî hazretleri hesaba itimat etmemiş ve şu kavliyle hesap işini tamamen lağvetmiş/hükümsüz bırakmıştır: “Biz ümmî bir ümmetiz. Okumak ve hesap bilmeyiz. Ay, şöyle ve şöyledir.”

Dakîku’l-Iyd; “namaz (vakitlerini tayin ve tespit etmede) hesaba itimat etmek caiz değildir” demiştir.

Sübkî’nin “çünkü şahit karıştırabilir ilh…” diyerek söylediği ihtimallerin şer’an bir eseri/etkisi yoktur. Zira bu ihtimal diğer şahitliklerde de bulunmaktadır.

Vehbâniyye’de şöyle denilmiştir: “Muvakkitlerin sözü, ameli mucip değildir (yani onların sözüyle amel etmek vacip değildir). “Ama (kıyl) bir görüşe göre, “evet (onların sözüne itimat edilir)” denilmiştir, bazısına göre ise eğer hilalin görüldüğünü söyleyen muvakkitlerin sayısı çok ise o takdirde sözlerine itimat edilir.”

Vehbaniyye’nin yukarıdaki “ama (kıyl) bir görüşe göre ilh…” sözü “bir görüşe göre muvakkitlerin sözü/hesap, ameli muciptir” diye anlaşıldığı zannını veriyorsa da, hakikat öyle değildir. İhtilaf (onların sözleriyle amel etmenin vacip olup olmadığında değil), hesap erbabına itimat etmenin caiz olup olmadığındadır. Kınye’de bu hususta üç kavil nakledilmiştir.

1- Evvela, Kâdı Abdulcebbar ile Cem’u’l-Ulûm sahibinden, “(hilalin görülmesi hususunda) hesap erbabının sözlerine itimat etmekte bir beis yoktur” (dedikleri) nakledilmiştir.

2- (Sâniyen), İbn-i Mukâtil’den, “(İbn-i Mukâtil’in hilalin görülüp görülmediğini) hesap erbabına sorduğu, şayet onlardan bir cemaat (hilalin görüldüğüne) ittifak ederlerse sözlerine itimat ettiği” nakledilmiştir.

3- (Sâlisen), “Serahsî Şerhin”’den, “hesabın kabulden uzak olduğu” (yani hesapla ortaya konulanın kabul edilmekten uzak olduğu nakledilmiştir).

Şemsüleimme Hulvânî’den ise, “oruca (başlamanın) ve bayram (yapmanın) vacip olması için gözle görmenin şart olduğu, muvakkitlerin/hesap erbabının sözü ile amel edilemeyeceği” nakledilmiştir.

Mecdüleimme Tercümânî’den ise, “Ebû Hanife’nin ashabı -nadir istisnalarla- ve İmam Şafii, muvakkitlerin/hesap erbabının sözlerine itimat edilemeyeceği üzerine ittifak etmişlerdir” diye nakledilmiştir. (İbn-i Âbidîn, Oruç Bahsi)

 

[1] Muvakkit: Vakitleri ve namaz vakitlerini hesaplayan, tayin ve tespit eden, bunlarla ilgili âletleri kullanıp tamir ve ayarını yapan ve muvakkithanelerde görev yapan kimsedir.

Bu yazı yorumlara kapalı.