Her şey kader midir? Her şey kader ise bizim irademiz ne oluyor? Sebeplerin rolü var mıdır? Günahlar da kader midir? Dua etmek fayda verir mi?

SORU: Her şey kader midir? Her şey kader ise bizim irademiz ne oluyor? Sebeplerin rolü var mıdır? Günahlar da kader midir? Dua etmek fayda verir mi?

CEVAP:

Hayrı da şerri de yaratan Hz. Allah’tır. Fakat onu kazanan kuldur. Kul, hayra yönelir ise Allah Teâlâ onun elinde hayrı yaratır, şerre yönelir ise şerri yaratır. Şerri yaratmak şer değil, şerri yapmak şerdir.

Kul kendi irade sınırları içerisinde dilediğini yapabilmesi bakımından muhayyerdir (serbesttir). Allah’ın (c.c) yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı bilmesi, bizi, o işleri yapmaya zorladığı anlamına gelmez. Cennet’e girme de, Cehenneme girme de kişinin yaptıkları sonucudur. Bir Müslüman “takdir-i ilâhî böyledir” diyerek bir günah işleyemeyeceği gibi, bir günahı işledikten sonra da; “ne yapayım, takdir-i ilâhî böyle imiş!” diye kendini mazur gösteremez. Gerçek şudur ki; takdir-i ilâhînin o şekilde tecellisine sebep olan şey; bizim kendi irade ve ihtiyarımızla o işe yönelmemizdir. Bu sebeple, yaptığımız işlerden sorumluyuz. Bu hususta şu güzel bir misaldir: Ömer (r.a)’ın karşısına hırsızın biri getirildiğinde, ona niçin hırsızlık yaptığını sorar. Hırsız; “Allah böyle takdir etti, kaderimde hırsızlık yapmak varmış, ne yapayım!” deyince, Ömer (r.a); “Buna 30 kamçı vurun ve elini kesin!” diye emir verir. Sebebi sorulduğunda ise şöyle cevap verir: “Hırsızlık yaptığı için eli kesilir, Allah’a iftira attığı için de kamçı vurulur.”

Kaza ve kadere dayanarak sebeplere sarılmayı terk etmek de asla caiz değildir. Çünkü sünnet-i ilâhî şudur: Belirli bir sonuca ulaşabilmek için, o sonucu doğuran sebepleri bilmek, tedbirleri alarak gerekeni yapmak lazımdır. Müslüman’ın takdir-i ilâhîye rıza göstermesi, Allah’a tevekkül ve itimat etmesi, sebeplere sarılmaya engel değildir. İlk önce sebeplere sarılmalı, tedbirde kusur etmemeli, elinden geleni yapmalı, bundan sonrasını Allah’a bırakıp tevekkül etmelidir. Bu hususta Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de; “Bir şeye azmettin mi Allah’a tevekkül et!” buyurmuştur. (Âl-i İmrân, 3/159). Tirmizî’de zikredildiği üzere Rasûlullah (s.a.v) de kendisine gelip de; “Hayvanımı bağlayarak mı, yoksa serbest bırakarak mı Allah’a tevekkül edeyim?” diye soran kimseye; “Bağla ve tevekkül et!” buyurmuştur.

İbn-i Mâce’de zikredildiği üzere Sevbân (r.a)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ömrü, ancak birr (hayır ve iyilikler) uzatır; kaderi de ancak dua geri çevirir. Kişi, işlediği günah sebebiyle rızkından mahrum kalır.”

Tirmizî’de zikredildiği üzere Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah tarafından kendisine takdir edilene razı olması, âdemoğlunun mutluluğundandır. Allah’tan hayır dilemeyi terk etmesi, âdemoğlunun bedbahtlığından ve Allah tarafından kendisine takdir edilene karşı kızgın/kırgın olması da âdemoğlunun bedbahtlığındandır.”

Bu yazı yorumlara kapalı.