Bir kimse 3 günlük mesafe olan 90 km’lik yolu uçakla veya hızlı trenle veya hızlı bir arabayla kısa bir sürede katetse yahut keramet göstererek bu mesafeyi bir anda katetse yine seferi sayılır mı?

SORU: Bir kimse 3 günlük mesafe olan 90 km’lik yolu uçakla veya hızlı trenle veya hızlı bir arabayla kısa bir sürede katetse yahut keramet göstererek bu mesafeyi bir anda katetse yine seferi sayılır mı?

CEVAP:

İbn-i Âbidîn, “ed-Dürr” sahibinin, “Bir kimse koşarak üç günlük mutad yolu iki günde alsa namazlarını kısa kılar” kavlinin altında şöyle demiştir; “Zahirine bakılırsa keramet göstererek o yere az bir zamanda varsa hüküm yine aynı olmalıdır. Lakin “Fethu’l-Kadîr sahibi bunu ihtimalden uzak görmüş ve çünkü bunda meşakkat yeri yoktur ve namazı kısaltmakta ki illet ise budur” demiştir.”

Ben (yani el-Bernî) derim ki; Geçmiş zamanda herkes yaya olarak veya develerin sırtlarında yolculuk yapmıyorlardı. Bu zamanda da insanların geneli bu şekilde yolculuk yapmaktan müstağnidirler.

Şayet geçmiş zamanda at ile hızla yol alan kimse veya postacı veya bu zamanımızda (kişi) uçakla veya arabayla yol alırsa, deve yürüyüşü veya yaya yürüyüşü ile üç günlük mesafe kadar yol gittiği nasıl takdir edilir? Şu var ki, bu hususta Fukahâ şunu zikretmişlerdir; “Örneğin her kim üç günlük mesafeyi hızlı bir yürüyüş ile iki günde giderse namazı kısaltır.” Belirlenen ölçüye göre ölçerek, katettiği mesafenin üç günlük mesafe olduğuna inanan herkesin durumu da böyledir.

““Tayyi mekân” kerametinin sahibi, eğer üç günlük mesafeyi kısa bir zamanda katederse, namazı kısaltma mesafesini katettiği tasdik olunur ve bu durumdan dolayı namazı kısaltması gerekir” hükmü hakkında Fethu’l-Kadîr sahibi Şeyh İbnü’l-Hümâm; “bu görüş uzaktır, çünkü bunda meşakkatin vuku bulma ihtimali yoktur ve namazı kısaltmakta ki illet ise budur”  diyerek, meşakkat hâsıl olsun veya olmasın, hem yolculuğun kendisini meşakkat olarak addetti ve hem de meşakkatin vuku bulma ihtimaline bir sebep kıldı.

Lakin bu hususta meşakkatin kendisine bakılmaz. Bundan dolayıdır ki Fukahâ; “Postacının veya at ile hızla yol alanın, üç günlük mesafeyi iki günde gitmesinin hükmü, bu mesafeyi üç günde gidenin hükmünden farklı değildir” diye fetva vermişlerdir. Hal böyle olunca, “Namazı kısaltma mesafesini kısa bir zamanda kateden keramet sahibinin hükmü ve bu mesafeyi arabayla veya uçakla en kısa zamanda gidenin hükmü” de farklı değildir.

Şayet yolcularla birlikte uçan uçak, İbnü’l-Hümâm (rh.a)’in zamanında olmuş olsaydı, keramet sahibi ile örnek vermeye ihtiyaç duymaz idi. Zira üç günlük mesafeyi kısa bir zamanda gitmek bu gün her salih ve facir kimse için mümkün olmaktadır.

Sonuç olarak; bu zamanda arabalar ve uçaklarla yolculuk yapacak kişiler, namazı kısaltmayı gerektirecek mesafeye/90 km’ye yolculuk yapmayı kastederek vatanlarından çıkarlarsa, namazı kısaltırlar. Bu durumda seferin bizzat kendisi meşakkat makamına konulmuş olur…  (Teshîl li-Mesâi’l-Kudûrî)

Bu yazı yorumlara kapalı.